Hasta Yatağı Motor Hareketli Ortopedik Medikal

Mobilya Yatak
Mobilya Yatak

Hasta Yatağı

Evde veya hastanede tedavisi süren, bakıma muhtaç olan kişiler için özel olarak tasarlanmış ve üretilmiş olan yatak çeşitlerine hasta yatağı denir. Uzun süren dinlenme ve istirahat gerektiren tedavilerde hastanın sağlığını ve tedavi sürecini kolaylaştırmaya çalışan ürünlerdir. Hasta yatakları kişinin rahatlığını ve konforunu arttırır.

Hasta yatağı karyola kasası, yatak ve ahşap motorlu lata gibi parçalardan oluşmaktadır. Hasta yatakları elektrikli ve kumanda ile çalışmaktadır. Alman Rebell motor sayesinde baş tarafı 90 derece, ayak tarafı ise 35 derece hareket edebilme özelliğine sahiptir.

Ahşap lata kısımlar esnek, kırılmaz, dayanıklı ve uzun ömürlüdür. Motorlu lata tamamen alman menşeilidir. Türkiye’de üretilmiş veya Çin malı motorlar kullanılmaz.

Hasta Yatağı Modelleri ve Çeşitleri

  • Doğal Lateks Yatak,
  • Vico Yatak,
  • HR Yatak,

Doğal Lateks yatak; 18 cm blok yüksekliğindedir. İtalya’da GommaGomma firması tarafından üretilen doğal lateks yataklar kullanılmaktadır. Kılıfı fermuarlı ve anti bakteriyel özelliği taşımaktadır. Uzun süreli yatarak tedavi gören hastaların vücudunda sürekli yatmaya bağlı olarak oluşabilecek yaraları önleme özelliği vardır.

Vico yatak; 18 cm – 6 cm visco – 12 cm HR High resellent (sünger) malzemeden üretilmektedir. Yatak üzerine geçirilmiş kılıf kolay çıkarılabilmesi için fermuarlıdır. Anti bakteriyel özelliği bulunmaktadır.

HR Yatak; 18 cm tamamen HR High Resellent (sünger) malzemeden üretilmektedir. Diğer yatak çeşitlerine göre biraz daha sert bir yataktır. Kolay değiştirilebilmesi için fermuarlı kılıf ile kaplanmıştır. Fermuarlı kılıf kolayca çıkarılıp temizlenebilir veya yıkanabilir. Anti bakteriyel özelliği sayesinde uzun süre yatarak tedavi görmek zorunda kalan hastalın vücut yarası gibi problemlerle karşılanmasını önler.

Ev Tipi Hasta Yatağı olarak da çeşitleri ve modelleri bulunmaktadır.

Halk arasından motorlu yatak veya hareketli yatak olarak da isimlendirilmektedir. Hasta yataklarının en önemli aksamı hasta karyolası olarak tabir edilen parçadır. Bu parçanın esnek olması ve dayanıklı olması yatağın uzun ömürlü olarak kullanılmasını sağlar.

Hasta Yatağı Fiyatları

Markaya, kaliteye ve barındırdığı diğer özelliklere göre değişiklik gösterebilmektedir.

Hasta Yatağı, hastanın tedavi sürecinde bakımını, temizliğini, hijyenini ve sağlığını korumaya yardımcı araç ve gereçlerin başında gelir. Hasta yatağından en iyi şekilde verim alabilmek için kaliteli ve bilinen markalar tercih edilmelidir.

 SİPARİŞ VE DETAYLI BİLGİ İÇİN

+90 216 366 1787

https://www.homelli.com.tr/urun-kategori/hareketli-yatak/

Sipariş Telefon +90 216 366 17 87

Başı kalkan yatak
Başı kalkan yatak
Hasta karyolası modelleri
Hasta karyolası modelleri
Hasta Yatağı
Hasta Yatağı
Motorlu başı kalkan yatak
Motorlu başı kalkan yatak

 

SİTEMİZDEN HASTA YATAĞI SATIŞI YAPILMAMAKTADIR. YAZI SADECE TANITIM AMAÇLI KONULMUŞTUR.

Çocukluk Dönemi Aşıları

Çocuk ve bebek aşıları

Çocukluk dönemi AŞILARI

Çocukluk dönemi hastalıklarının birçoğu aşılar ile önlenebilir hastalıklardır.

Dünya Sağlık Örgütü, 1974 yılından bu yana tüm dünyada başlattığı Genişletilmiş Bağışıklama Programı ile milyonlarca çocuğun yaşam şansı bulmasını sağlasa da yolumuzun uzun olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Toplumda aşı bilincinin oluşması, her geçen gün daha fazla hastalığa karşı aşının Ulusal Aşı Takvimi’ ne eklenmesi, ülkemizde aşıyla önlenebilir hastalıklarda büyük yol kat etmemizi sağlamıştır. Bağışıklık denildiğinde ilk akla gelen enfeksiyon hastalıklarından korunmadır ve aktif ve pasif olarak iki şekilde kazanılır.

Aktif bağışıklık, hastalığı geçirmek veya aşılanmakla olur ve uzun sürelidir. Pasif bağışıklık ise immünglobulinler aracılığı ile olur ve verilen immunglobulin miktarı ile ilgili olarak birkaç gün ile birkaç hafta arasında etkisini sürdürür. Plasenta yoluyla anneden geçen antikorlar, kan ve kan ürünleri de pasif bağışıklamaya örnektir.

Çocuk aşılarını yazmadan önce, terminolojiyi gözden geçirmenin yararlı olacağını düşünüyorum.

Canlı – Atenüe Aşı Virüs veya bakterinin hastalık yapma özelliği ortadan kaldırıldığı halde, vücutta çoğalma ve bağışıklık oluşturma özelliği korunarak hazırlanan aşılardır.

BCG, Oral Çocuk Felci, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Su Çiçeği, Rota Virüs aşıları, canlı – atenüe aşı özelliğindedir. İnaktive Aşı Virüs veya bakterinin tamamı veya bir kısmı kullanılarak hazırlanan aşılardır. Difteri, Aselüler Boğmaca, Tetanoz, Hepatit B, Hepatit A, İnaktif Çocuk Felci, Hemofilus İnfluenza B, Konjuge Pnömokok aşıları ise inaktive aşı özelliğindedir.

Doğumla başlayan uzun aşı süreci, 24 ay dolduğunda sona ermektedir. Şimdi, birlikte aşıları gözden geçirelim.

Toplumsal Bağışıklık Aşılanmamış kişilerin, aşılanan kişiler nedeni ile temaslarının azalması sonucu, toplumda o hastalığın görülme hızının azalması durumudur. Ulusal Aşı Takvimi Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen aşıların, Aile Sağlığı Merkezi tarafından ücretsiz olarak uygulandığı aşı takvimidir.

Ülkemizde, Hepatit B, BCG, Beşli Karma Aşı (Difteri-Aselüler Boğmaca-Tetanoz-İnaktif Çocuk Felci – Hemofilus İnfluenza B), Oral Çocuk Felci, Konjuge Pnömokok, KKK (Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak), Su Çiçeği, Hepatit A aşıları ücretsiz olarak uygulanmaktadır.

Amaç, aşı takvimine uygun olarak, yukarıda belirtilen 13 hastalığa karşı ülkemizde doğan her bebeğin bağışık kılınmasıdır.

Genişletilmiş Aşı Takvimi Ulusal Aşı Takvimi’nde yer almadığı halde, neden olduğu hastalıklar ve sonuçları göz önüne alındığında en az diğer aşılar kadar önemli olan aşılar olup, bedeli devlet tarafından ödenmediği için kişinin kendisinin alıp, doktorunun önerisi doğrultusunda yaptırdığı aşılardır, Rota Virüs, Konjuge Meningokok aşıları halen Ulusal Aşı Takvimi’nde olmayan aşılardır.

HEPATİT B AŞISI İlk dozu doğumla birlikte yapılmaktadır. Bebeğin 1. ve 6. ayının sonunda birer doz daha yapılmak üzere aşı tamamlanır.

Hepatit B aşısı kas içi uygulanmaktadır. Bebeğin prematüre olması durumunda da aynı takvim uygulanır, ancak ilk doz aşı için bebeğin iki kg olması beklenmelidir. Bu durumda ilk dozu takip eden dozlar, bir ay ve altı ay sonra yapılmak üzere Hepatit B aşısı tamamlanır.

Annenin Hepatit B taşıyıcısı olması durumunda ise, preterm-term bebek ayrımı olmaksızın, doğumla birlikte veya en geç 12 saat içinde Hepatit B aşısı ve beraberinde 0.5 ml Hepatit B Immun Globulin (HBIG) de yapılmalıdır.

Hepatit B bağışıklaması yapılan çocuklara, kontrol amaçlı HBsAg veya Anti HBs testi yapılmasına gerek yoktur. Ancak Hepatit B taşıyıcısı annenin çocuğuna, Hepatit B aşı programı tamamlandığında, bebeğin 9-15. ayları arasında HBsAg ve Anti HBs bakılmalıdır.

İmmün yetersizliği olan ve diyaliz tedavisi gören çocuklara da yılda bir kez Anti HBs düzeyi kontrol edilmeli, antikor titresi 10 mIU/ml civarına yaklaşanlar aşılanmalıdır.

Hepatit B taşıyıcısı annenin bebeğini, aşı ve HBIG yapıldıktan sonra emzirmesine engel bir durumu yoktur. Hepatit B aşısı ile ilgili önemli bir durum da, anti HBs düzeyi saptanamayacak kadar düşse bile, oluşan immün belleğin korumaya devam ettiği, yeniden aşılamaya gerek olmadığıdır.

BEŞLİ KARMA AŞI Difteri, Aselüler Boğmaca, Tetanoz, İnaktive Çocuk Felci ve Hemofilus Influenza B aşıları tek bir enjeksiyon ile, 2.-4.-6. ve 18. ayların sonunda kas içine uygulanır.

Difteri, tetanoz, aselüler boğmaca gibi inaktive aşılar ilk dozdan sonra bağışıklık sağlamaz ve koruyucu bağışıklık yanıt ancak 2. ya da 3. dozdan sonra gelişir ve bu aşılarda oluşan antikor titreleri birkaç yıl sonra koruyucu düzeyin altına düşer, bu yüzden aşıların belirli aralarla tekrarlanması gerekir.

Hemofilus İnfluenza B’nin neden olduğu enfeksiyon beş yaştan sonra nadir görüldüğü için tekrar dozuna gerek yoktur. Ancak risk grubu olan orak hücreli anemi ve dalağın çıkartıldığı durumlarda beş yaş üzerinde de hatırlatma dozu önerilmektedir.

Karma aşı herhangi bir şekilde yapılmamış veya yarım kalmışsa, aşıların olabildiğince hızlı bir şekilde tamamlanması gerekir. Hızlandırılmış aşı programında 1-2-3. dozlar arasında en az 4 hafta, 3 ve 4. doz arasında ise en az 6 ay ara olmalıdır.

Karma aşı, Hemofilus İnfluenza B aşısı olmaksızın, 6. yaşta, Dörtlü Karma aşı olarak bir kez daha yapılmalıdır.

İlköğretim 8. sınıfta ise, erişkin tipi difteri ve tetanoz aşısı (Td) Ulusal Aşı Takvimi’n de yer almaktadır.

BCG Verem aşısı, ülkemizde 2. ayın sonunda, sol omuz başına, deri içi (intra kütan) olarak tek doz olarak uygulanmaktadır. BCG aşısının tüberküloza karşı koruyuculuğu göreceli olarak düşük olduğundan, belirli yaşlarda PPD testi ile koruyuculuğun taranmasında fayda vardır. PPD ile deri tüberkülin testinde, ön kol iç yüzüne saflaştırılmış protein türevi uygulandıktan 48-72 saat sonra oluşan sertliğin (endurasyon) çapı ölçülerek bağışıklık hakkında karar verilir.

ORAL ÇOCUK FELCİ AŞISI 2002 Yılında poliodan arınmış ülke sertifikası alan ülkemizde, beşli karma aşının içinde yer alan inaktive polio virüs aşısı ile çocuklarımız koruma altındadır. Ancak, dünyada hala birkaç ülkede çocuk felci hastalığı (poliomiyelit) görülmesi nedeniyle toplumsal bağışıklamayı sağlayacak oral polio aşısı (OPV) uygulaması da devam etmekte olup, 6. ve 18. ayların sonunda çocukların ağzına aşı damlatılmaktadır.

KONJUGE PNÖMOKOK AŞISI Halk arasında zatürre aşısı olarak bilinir, ancak pnömokoklar, zatürrenin yanı sıra, menenjit, kulak enfeksiyonu ve septisemiye de neden olmaktadır. Pnömokok bakterisinin 90’dan fazla suşu olup, ülkemizde Ulusal Aşı Takvimi’nde yer alan aşı 13 suşa karşı etkilidir. 2-4-6 ve 12. ayın sonunda olmak üzere toplam dört doz olarak kas içine uygulanmaktadır.

KIZAMIK-KIZAMIKÇIKKABAKULAK AŞISI 12. Ayın sonunda, deri altına tek doz olarak uygulanmaktadır. Suriye göçünden sonra, 9. ayda uygulamaya konulan kızamık aşısı, 2017 Mart ayının başından itibaren uygulamadan kaldırılarak yeniden tek doz uygulamasına geçilmiştir.

KKK aşısı, 6. yaşta bir kez daha uygulanmaktadır.

SU ÇİÇEĞİ 12. Ayın sonunda tek doz olarak, KKK aşısı gibi deri altına uygulanmaktadır. Aşılanan çocuklarda zaman içinde su çiçeği enfeksiyonunun görülmesi nedeniyle, Ulusal Aşı Takvimi’nde yer almamasına rağmen 4-6 yaş arasında bir doz daha Su Çiçeği aşısı uygulanması önerilmektedir.

HEPATİT A AŞISI Bulaşıcı sarılık olarak bilinen Hepatit A, 18 ve 24. ayın sonunda, 6 ay arayla iki doz halinde, kas içine uygulanmaktadır.

ROTA VİRÜS AŞISI Her yıl dünyada 500.000’den fazla çocuk rota virus ishalinden hayatını kaybetmektedir. Her yaşta görülmekle birlikte, 5 yaşın altındaki çocuklarda daha sık görülür. Ülkemizde henüz Ulusal Aşı Takvimi’nde yer almayan aşı ağızdan uygulanmaktadır.

Ülkemizde iki farklı rota aşısı vardır. Rotateq, en erken 6 haftalık olduğunda 4-8 hafta arayla üç kez uygulanır, 3. doz 32 haftadan daha geç yapılmamalıdır.

Rotarix de, aynı şekilde, en erken 6 haftalık olduğunda ve 4-8 hafta arayla, ancak iki kez uygulanır. İki dozlu aşıda, 2. doz 24. haftaya kadar yapılmalı, ancak 2. dozun 16. haftadan önce verilmesi tercih edilmelidir.

Bebek, aşıyı tamamen kusmadığı sürece, tükürme ve ağızdan çıkarmalarda dozu tekrarlamaya gerek yoktur.

KONJUGE MENİNGOKOK AŞISI Meningokok, beyin zarından başlayıp, tüm vücuda yayılabilen, bir başka deyişle menenjit veya meningokoksemi tablosuna neden olarak öldürücü olabilen bir bakteridir.

Bulaşıcılığı çok fazla olduğundan, hasta ile temas eden kişilerin bile koruma altına alınması gerekmektedir.

2012 Yılından bu yana iki farklı aşı ülkemizde uygulanmaktadır. Menactra, 9-23 aylık çocuklara, üç ay arayla iki doz ve 24 aydan sonraki çocuklara tek doz uygulanırken, Nimenrix, 12. aydan itibaren tek doz olarak uygulanmaktadır.

Her iki aşının da uygulama şekli kas içinedir.

 

Aromaterapi Nedir Nasıl Yapılır?

Aromaterapi nedir nasıl yapılır?

Sonbaharda dinç kalmak, enerjik olmak için aromaterapi

Ruh-Zihin-Beden ahenk içinde ve dengede olunca; iyilik hali, iyi olma, sağlıklı düşünme ve sağlıkla yaşamak mümkün olabiliyor.

Sonbahar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Havalar serinledi. Yapraklar dökülüyor. Okullar başladı… Yaz ve tatil yerini güz ve haliyle biraz karamsarlığa bıraktı. Bu hem fiziksel hem duygusal olarak bir geçiş süreci. Duygusal olarak, soğuk ve kapalı havalara alışmaya çalışıyoruz.

Zihnimiz bunu kabul ediyor ve bütün vücudumuza sinyaller gönderiyor. Panik yok! Bu normal bir geçiş ve buna hazır ol diyor…

EĞER zihnimiz bu sinyalleri vermekte gecikir veya aksama yaşarsa immün sistemimiz zayıf düşüyor.

İmmün sistemimiz zayıf düştüğünde fiziksel bedenimiz, hastalık yapan patojenlere karşı zayıf düşüyor. Çünkü virüs, bakteri ve mantar gibi patojenler her zaman kendi floramızda ve bulunduğumuz ortamda mevcut.

Ruh-Zihin-Beden üçlüsüne her zaman çok değinirim. Yan yana gelerek Aromaterapi’yi belki de en güzel anlatan üç kelimedir:

RUH-ZİHİN-BEDEN!

Ruh-Zihin-Beden ahenk içinde ve dengede olunca; iyilik hali, iyi olma, sağlıklı düşünme ve sağlıkla yaşamak mümkün olabiliyor. Zihnimiz, bedenimizi tahmin ettiğimizden çok daha fazla yönetiyor ve yönlendiriyor. Sırf bu yüzden; son zamanlarda tıp dünyasının gündemine -çok sık rastladığımız- Psikonöroimmünoloji diye bir kavram girdi.

Benim için Psikonöroimmünoloji’nin açılımı RuhZihin-Beden beraber, ahenkle çalışıp dengede olunca, her şeye karşı immün olabilen bir insan oluyoruz demek. Son dönemde bilimsel araştırmalar, özellikle Uzakdoğu’ da kullanılan tedavi yöntemlerinde çok önemli olan düşünce sağlığına, ruhsal bütünlüğe, düşüncelerimizle bedenimizi kontrol etmemize yönelik olmaya başladı ve hastalıklarda düşünce ve ruh sağlığı çok araştırılır ve önemsenir oldu. Ve neredeyse hepsinin sonunda söylenen: – Evet. Psikolojimiz zihnimizi, zihnimiz ise bedenimizi kontrol ediyor.

STRES: Çok kullanıldı. Evet! Ama gerçek anlamda her şeyin suçlusu o.
Çünkü gündelik hayatta hem duygusal stres hem zihinsel stres hem fiziksel stres oluşuyor. Bütün bedenimizdeki nöronlar strese girebiliyor.

Zihin iyileştirici, düzenleyici ve pozitif akımlar göndermezse; bedenimizdeki, zihinden gelen akımlarla aktive olan sinirler ve dolayısıyla kaslar gerekli ve yeterli akımı alamadıklarında psikonöroimmünolojik olarak yıkım başlıyor. Çünkü zihnimiz sadece beynimizi değil bütün vücut durumumuzu yönetiyor ve duygusal bozulmalar bağışıklık sisteminin çökmesine yol açıyor.

Biraz da hava kapanınca, güneş gidince ki -tatil de zaten geride kaldı- işler güçler derken haliyle tüm sinirlerde bir yıpranma söz konusu oluyor. İş yerinde, okulda o kadar çok sorumluluklarımız var ki. Bütün bu anlattıklarımıza sebep olan bu gerginlik hali, sorumluluklar ve kaygılar her gün onlarca karşılaştığımız durumlar oldu.

Yapılan çalışmalarla çok kaygılanan kişilerin immün sistemlerinde mutlaka sıkıntılar ortaya çıktığı belirlenmiştir. İşte tam da bu sebeple daha az gergin ama maksimum verimli olabilmek için kaygılardan ve de önyargılardan kurtulabilmek çok elzem. Fakat zor. Verimliliği, istekli ve keyifli çalışabilmeyi biz hep karşı taraftan beklentilerin karşılanması ile doğru orantılı algılarız ya!

Bunun adı sadece algı. Gerçekte ise bu tamamen bizim zihnimizin elinde. İsterse çalıştığı ortamı mükemmelleştirir veya öyle algılayabilir. Bunun sonucu olarak ise bedenimize pozitif sinyaller gönderebilir.

Aromaterapinin çok başarılı olduğu yer tam da burası işte!!! İş, okul gibi her türlü bizden verim bekleyen durumlarda kendimizde o gücü ve enerjiyi bulamıyorsak… Buyurun size iki farklı Aromaterapik reçete, hem pozitif hissedecek, hem ruh sağlığınızı düzenleyecek hem de enerjinizi tavan yaptıracak hem de immün sisteminizi güçlendirecek.

Aromaterapi Nasıl Yapılır?

Bergamot= hipotalamus _hipfiz-adrenal kortex aksını düzene sokar (HPA AXİS) ve GABA Agonisti etkinliği ile anksiyetede çok başarılı anksiyolitik etkinlik gösterdiği bilimsel yayınlarda çok geçer.

Palmarosa= İçerdiği Geraniol oranı Gül den sonra en yüksek uçucu yağdır ve Anksiyolitik ve algıları açıcıdır.
Ylang Ylang= Dopaminerjik reseptörleri düzenler ve keyif alma, haz alma duygusunu arttırır ve karşı tarafa olan ön yargıları ortadan kaldırır.
Sedir= Sakinleştirir.
Vetiver= Huzur verir, zaten HUZUR YAĞI olarak bilinir.
Uyku bozukluklarını düzenler.
Lavanta = Sakinlik verir (Özellikle Vetiver ile birleşince uyku gerçek uyku olur).
Nioli = Vetiver ile birleşince dikkat, konsantrasyon ve odaklanmak konularında üstüne bir şey tanımam.

Akşam eve çok gergin geldiyseniz:
• 10’ar damla, • Vetiver • Sedir • Lavanta Yağını bir kaba 2 litre su koyup içine damlatabilirsiniz, ayak banyosu yapabilir veya direkt küvete damlatabilirsiniz, Hatta hava yayıcı varsa direkt hava yayıcıyla evi havalandırabilirsiniz, tüm ev halkı faydalanabilir. Bütün günün stresinden kurtulun…

Şöyle deliksiz bir uyku çektirir size bu 3 aromaterapi askerim benim.

Sabah iş yerinde veya öğleden sonra ne zaman isteksiz, verimsiz ve de tükenmiş hissediyorsanız, cansız, halsiz yani kısaca ‘’BATSIN bu dünya’’’ moduna geldiyseniz

Buyrun size, hem notaları en yüksek, frekans olarak solfeje yakın hem de immün stimulan 3’lü uçucu yağ kürü:
• 10’ar damla
• Bergamot
• Ylang ylang
• Palmarosa Uçucu yağlarını direkt hava yayıcıya koyarak ofis, dükkân, mağaza, klinik, eczane her nerede çalışıyorsanız, çalışma ortamınızı direkt pozitif Beta boyutuna yükseltebilirsiniz.

(Ama gerçek uçucu yağlar olmalı çok dikkat edin aktarda yok!) Hem enerjiniz, hem verimliliğiniz hem de keyfiniz artacak, capcanlı olacaksanız… Ve dilinizde şarkı “Show must go on” modunda olacak)
Sevgiyle, neşeyle, maksimum verimlilikle olsun ama ille de Aromaterapiyle doğal, organik, mis kokulu olsun yaşam…

 

Ecz. Hülya Kayhan

Diyabet Merak Edilenler

En sık karşılaştığımız hatalar iğne ucu plastiğinin çıkarılmaması, enjeksiyon açısının yanlış olması ve insülin kalemlerini birbirine karıştırmak.

Bu sayımızda, Sevgili Ecz. Merve Karaçay diyabeti daha yakından tanımamız için Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi diyabet hemşiresi Zekiye Çeliköz ve Tip 1 diyabet hastası Yusuf Aktan’la bir söyleşi gerçekleştirdi.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Adım Zekiye Çeliköz, 1969 Trabzon doğumluyum.

İlk ve orta öğretimimi Trabzon’da tamamladım. Artvin Sağlık Meslek Lisesi’nden sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi Hemşirelik bölümünden mezun oldum. 2004’ten beri Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi’nde çalışıyorum. Daha önce Kartal Koşuyolu Kalp Hastanesi’nde altı yıl ve Halk Sağlığı Merkezi’nde yedi yıl çalıştım.

Günde ortalama kaç hastaya hizmet veriyorsunuz?

Günde 20 ila 35 arası hastaya hizmet veriyorum.

Eğitim verdiğiniz hastalar Tip 1 diyabetli mi Tip 2 diyabetli mi?
Yüzde seksen Tip 2 diyabetli hastalarla görüşüyorum. Yüzde 20’si de 18 yaş üstü Tip 1 diyabetli hastalar.

Bir Tip 2 diyabet hastası insülin uygularken nelere dikkat edilmeli? İnsülin uygulama yerleri vücudun hangi bölgeleri olmalı?

Karın bölgesi, bacak üst dış bölgesi, kol üst dış bölgesi ve kalçadan uygulayabiliriz. Karından yan dış bölgeye kadar uygulanabilir. Haftalık rotasyon tercih ediyoruz. Bölgeye doksan derece açı ile yapmaya çalışıyoruz. 4 mm’lik iğne ucu tercih ediyoruz. Deri kalınlığı bütün hastalarda 2,7 mm olduğu için 4 mm’lik iğne ucunu herkes kullanabilir. İnsülini enjekte ettikten sonra ona kadar saymalı ve öyle çıkarmalı.

İğne ucu değişimi neden önemli? Aynı iğne ucunu defalarca kullanılırsa ne gibi problemlerle karşılaşabilir?

İğne ucunda silikon vardır ve silikon zamanla aşınır ve metal ortaya çıkar. Bu nedenle tetanoza kadar varan durumlar ortaya çıkabilir. Hem ağrı hem enfeksiyon riski olabilir.

Şeker ölçüm cihazında nelere dikkat ediyorsunuz? Hastalardan günde azami kaç kere ölçüm yapmasını istiyorsunuz?
Hastamız tedaviye ilk başladığında özellikle Tip 1 diyabetlilerden ve gebelerden günde 6 kere ölçüm istiyoruz. Regüle olan yani kan şekeri düzenli olan hastalarımızda merdiven yöntemi olabilir. Merdiven yönteminde hem açlık hem tokluk şekeri olmak üzere bir gün sabah bir gün öğlen bir gün akşam kan şekerini ölçmelerini istiyoruz. Cihazın temiz olması, strip giriş yerinin kanlı olmaması gerekli. Cihazların iki yılda bir yenilenmesi gerekir. Cihazlarının kalibrasyonunun yapılması gerekir. İnsülin uygularken en sık karşılaştığınız hatalar nelerdir? En sık karşılaştığımız hatalar iğne ucu plastiğinin çıkarılmaması, enjeksiyon açısının yanlış olması ve insülin kalemlerini birbirine karıştırmak.

Hastalarınıza ayak ve yara bakımı ile ilgili bilgi veriyor musunuz?
Diyabetik ayak polikliniğimiz var. Ayak bakımı ile ilgili mutlaka bilgi veriyorum.

Hipoglisemiye girdiğini hasta nasıl anlayabilir? Hipoglisemiyi önlemek için hastalara vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Bilinç kaybı ve soğuk terleme gibi belirtilerle hasta hipoglisemiye girdiğini anlayabilir. Hipoglisemiye girdiyse 15 dakikada bir şeker ölçtürüyorum. Hızla kana karışacak şeker alımı yaptırıyoruz. Şeker istenen düzeye gelene kadar şeker alımı ve şeker ölçümüne devam ediyoruz. Hipoglisemi ile ilgili hem yazılı hem sözlü bilgi veriyorum. Diyabet eğitim kitapçığı veriyoruz. Hastamıza spor yapmaya çıkacağı zaman veya yemek porsiyonunu düşürecekse insülin dozunu 2 ünite azaltması veya herhangi bir enfeksiyon var ise şekerinin düşebileceği uyarısında bulunuyorum.

İnsülin saklama koşulları ile ilgili ne söyleyebilirsiniz? Kullanılan kalem dışarıda saklanabilir mi? Buzdolabından çıkarılan insülin hemen vurulabilir mi?

Yazın mutlaka buz aküsüyle beraber taşımasını istiyoruz. Buzdolabından çıktıktan hemen sonra enjeksiyon yapılırsa ağrılı olabilir. Buzdolabından çıkardıktan sonra elde ısıtma yöntemi ile yapılır. Diyabetli hastaların 1. derece yakınlarının da diyabetle ilgili bilgi sahibi olmaları çok önemli.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hasta yakınlarına yönelik eğitimler var mı?
Hastanemizde diyabet okulumuz var. Hem hastalar hem hasta yakınları katılabiliyorlar. İnsülin tedavisi, diyabetik ayak, diyabetin uzun dönem komplikasyonları gibi başlıklar altında her ay eğitim veriyoruz. Hastalarımıza vermek istediğiniz genel bir tavsiye olur mu? Diyabet düzenli bir hayat ister. Öz bakım çok önemli. O zaman diyabetten korkmaya gerek yok.

 

Yusuf Bey öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1977 Bayburt doğumluyum. Persan A.Ş.’de 11 yıl çalıştım. Sonrasında Özel Atlas Hastanesi ve İstanbul Onkoloji Hastanesi’nde görev yaptım.

Kaç yıldır şeker hastasısınız?

Tip 1 mi Tip 2 mi diyabetlisiniz? 1985 yılında teşhis aldım. Tip 1 diyabetliyim. 8 yaşından beri diyabet hastasıyım.

Günlük rutininizde nelere dikkat edersiniz?

(Beslenme, insülin vurma, egzersiz vb.) Öğün önceleri şeker ölçümleri ile başlıyorum. Tokluk şekerlerini mutlaka ölçerim. Günlük en az 2 km tempolu yürüyüş yaparım. Diyetisyen desteği aldınız mı? Hem diyetisyen hem doktor hem de hemşire anlamında en üst düzey eğitimleri aldım. Karbonhidrat sayımı yapıyorum. Ara öğünlerimi karbonhidrat sayım yöntemine göre belirliyorum.

Egzersiz yapıyor musunuz?

Yapıyorsanız insülin vurma dozunuzu ayarlıyor musunuz? Egzersiz öncesi mutlaka kan şekeri ölçümü yapıyorum. Eğer çok efor sarf edeceksem insülin dozunu ona göre azaltıyorum.

Herhangi bir diyabet komplikasyonunuz oldu mu?

Retinopati ve nefropatim var. 8 yaşında teşhis konulduğu için o dönemler glukometreler çok iyi değildi. Doğru ölçümler kolaylıkla yapılamıyordu. Sol gözümde sorun yaşıyorum.

Facebook sayfanızla ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Twitter ve Facebook’ta Tip 1 Diyabetim Farkındalık Grubum var. Başta İstanbul olmak üzere İzmir, Ankara ve Antalya’dan takipçilerimiz var. Sayfamda diyabet ile ilgili yapılması gerekenler, beslenme, hipoglisemi, hiperglisemi, doğru enjeksiyon, bölge rotasyonu, 15 kuralı gibi bilgiler paylaşıyoruz.

Diyabetin günlük yaşamınızı etkilediğini düşünüyor musunuz?

Çocukluk çağlarında etkilediğini düşünüyorum. Kontrolümü sağlayamadığım için ve beni de kontrol eden olmadığı için etkiledi. Gerekli eğitimleri aldıktan sonra benim için daha kolay oldu. Gerekli eğitimleri aldıktan sonra diyabet bir hastalık değil bir yaşam biçimi. Ben sağlıklı bireylerden daha sağlıklı yaşadığımı düşünüyorum.

Takibinizi yapan doktorunuzla ne sıklıkla görüşürsünüz? Tahlillerinizi kaç ayda bir yapıyorsunuz?

Kendimi çok iyi takip ettiğim için doktorumla telefonlaşıyoruz. Üç ayda bir kan veriyorum.

Bilinçli bir diyabetli olarak teşhisi yeni konulmuş Tip 1 diyabetli hastalarımıza ve yakınlarına tavsiyeniz ne olur?

İster istemez bir tereddüt ve sıkıntı hastaya ve ailesine yansır. Diyabetle ilgili tüm eğitimleri eksiksiz ve tam olarak almadan hastaneden taburcu olmamalarını tavsiye ederim. Periyodik olarak üç ayda bir diyabet okulları, diyetisyenler, diyabet takibi yapan doktorlar ve hemşireler ile de devam etmeliler.

Diyabetle ilgili tüm eğitimleri eksiksiz ve tam olarak almadan hastaneden taburcu olmamalarını tavsiye ederim. Periyodik olarak üç ayda bir diyabet okulları, diyetisyenler, diyabet takibi yapan doktorlar ve hemşireler ile de devam etmeliler.

Hamilelikte Mide Bulantısını Arttıran Besinler

Hamilelik ve mide bulantısı

Beslenmede bazı noktalara dikkat edildiğinde mide bulantıları azalabilmektedir.

Gebeliğe bağlı bulantı ve kusmalar, kişiden kişiye farklılıklar gösterirken; kadınların yarısından fazlasında görülür. Gebelikte mide bulantısı, özellikle gebeliğin başlangıç dönemlerinde yaşanırken; tam olarak nedeni bilinmemektedir.

Etkileyen faktörlerin arasında psikolojik etkenler, gastrointestinal etkenler, plasental gelişim ve hormonal değişimler bulunur. Gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaların oluşumunda farklı  astrointestinal etkenler de rol oynar. Örneğin; gebelik sırasında midedeki düz kaslar gevşer ve bu durum midedeki besinlerin geç boşalmasına neden olur.

Besinlerin öğütülmesindeki bu gecikme, gastrik asidi azaltır ve mide ile ösafagus arasındaki ilişki bozulur, reflü meydana gelir. Gebe kadınlarda tat ve koku almada aşırı duyarlılık görülüp; şiddetli yeme isteği yanında tiksinme duygusu da metabolik değişikliklerle açıklanmaktadır. Beslenmede bazı noktalara dikkat edildiğinde mide bulantıları azalabilmektedir.

Yağlı ve/veya Şekerli Besinlerden kaçının

Kızartılmış besinler yerine haşlanmış, buharda pişmiş, ızgara besinleri tercih edin. Krema, margarin, mayonez içeriği yüksek olan besinlerden uzak durun. Tüketeceğiniz besinde zeytinyağı gibi sağlıklı bir yağ çeşidi kullanacaksanız bile miktara dikkat etmekte fayda var. Yağ içeriğinin az olmasına özen gösterin; fazla yağ alımı mide bulantısını arttırabilir. Pasta, çörek, börek gibi yüksek oranda yağ ve şeker içeren besinleri tüketmekten kaçının. Daha az yağlı ve daha az şekerli şekilde pişirebilirsiniz.

Kafeinli İçeceklerden Uzak Durun

Kesin olmamakla birlikte; yapılan bazı çalışmalarda kafein’in mide bulantısına sebep olabileceği görülmüştür. Kafein zaten hamilelikte kontrollü alınmalıdır; dolayısıyla tüketeceğiniz içecek ve yiyeceklerde kafeinsiz tercih edin.

Alkol Kullanmayın

Alkol kullanımı, hamilelik sağlığı için büyük risk taşıdığından kullanılmamalıdır. Mide bulantısını da arttırabildiğinden uzak durulmalıdır.

Yüksek Tuz Tüketiminden Kaçının Yapılan araştırmalarda; beslenmelerinde yüksek oranda tuz tüketen gebeler, daha fazla kusma yaşarlar.Tuz alımını kontrol edin.

Baharatlı Besinlerden Uzak Durun

Baharatların aroması, kokusu özellikle sabah bulantısı olmak üzere hamilelikte mide bulantılarını arttırabilir. Yemeklerde kullandığınız baharatların miktarını azaltın; duruma göre hiç koymayabilirsiniz.

Susuz Kalmayın

Susuz kalmak, mide bulantısını tetikleyici etkiye sahiptir. Yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun. Az az, sık sık su içmelisiniz. Birden bire kocaman bir bardak su içmek, mide bulantınızı arttırabilir.

Sebzeler ve Lifli Gıdaları Dengeli Tüketin

Yapılan çalışmalarla, mide bulantısı yaşayan gebelerin sebzeleri ‘tiksinti verici’ buldukları saptanmıştır. Fakat gebelikte sıklıkla görülen kabızlık şikâyetlerini yaşamamak için sebze ve salata tüketimi çok önemlidir. Fazla miktarda salata/sebze tüketilmesi mide bulantısına sebep olabileceği gibi; az miktarda tüketilmesi de kabızlık gibi sindirim sistemi bozuklukları yaşatabilir.

İpek Ağaca Özger Uzman Diyetisyen www.renklidiyet.com

Çocuklarda Ateş

Çocuklarda ateş

Çocukta ateş, biz çocuk sağlığı ile ilgilenenler başta olmak üzere, tüm sağlık hizmeti sunucularının en sık karşılaştığı ve ebeveyn kaygısına neden olan semptomlardan birisidir.

Ateşi azaltmak çocuğu rahatlatıp, anlamsız sıvı kaybının önüne geçerken, altta yatan tanıyı gecikmeli olarak tespit etmek, uygun tedaviyi geciktirmek, ilaç toksisitesi gibi riskleri de barındırmaktadır.

Ateş Nedir?

Ateş, bir hastalık hali olmayıp, aslında enfeksiyonla mücadelede yararlı etkilere sahip fizyolojik bir mekanizmadır, bakteri ve virüslerin üremesini geciktirir, nötrofil üretimini, T lenfosit çoğalmasını arttırır, vücudun akut faz yanıtında yardımcı olur.

Ateş derecesi her zaman hastalığın şiddeti ile ilişkili değildir, veriler ateşin bağışıklık sisteminin belirli bileşenleri üzerinde faydalı etkileri olduğunu göstermekle birlikte, çocuğun huzursuzluğu ve ailenin endişelerinin azaltılması tedavide önceliğe neden olmaktadır. Ateşi azaltmak çocuğu rahatlatıp, anlamsız sıvı kaybının önüne geçerken, altta yatan tanıyı gecikmeli olarak tespit etmek, uygun tedaviyi geciktirmek, ilaç toksisitesi gibi riskleri de barındırmaktadır.

4 İntermitant ateş; 24 saatlik zaman diliminde en az bir kere normal sınırlara düşer. 4 Sürekli ateş; çok az değişkenlik gösterir ve genelde fazla yüksek değildir. 4 Remitant ateş, gün içerisinde değişkenlik göstermekle birlikte, hiçbir zaman normal sınırlara düşmez. 4 Tekrarlayan ateş, yineleyen periyodlar halinde olur.

Ateş Nedenleri

Enfeksiyonlar
Aşılar
Sıvı kaybı
Yüksek çevre ısısı
Diş çıkartma dönemi
Sıcak çarpması
Romatizmal hastalıklar
Onkolojik hastalıklar
Nörolojik hastalıklar
Kanama ve hematom
Kan transfüzyonu sonrası
Operasyon sonrası

Ateşin Yararları

Enfeksiyon bölgesinde kan akımı artar
Nötrofil göçü artar
Nötrofillerde antibakteriyel madde üretimi artar
İnterferon üretimi artar
İnterferonun antiviral ve antitümoral etkisi artar
T lenfosit çoğalması artar Zararları
Oksijen gereksinimi artar
Taşikardi görülür
Ateşe bağlı havalelere neden olabilir
Kalori gereksinimi artar
Kilo kaybına neden olabilir
Baygınlık, sayıklama gibi bilinç değişikliği görülebilir
42 Derecenin üzerinde nadir de olsa beyin hasarı riski taşır

Ateş Nasıl Ölçülmelidir?

Dijital termometre ile ölçüm; en kolay ve ulaşılabilir yöntemdir. İlk 2 yaşta rektal ölçüm, 3-5 yaşlar arasında ağızdan ölçüm güvenilir sonuçlar vermektedir.
Aksiller (koltuk altından) ölçüm ise hiç bir yaş gurubunda güvenli ölçüm olarak kabul edilmemektedir.
Temporal arter aracılığı ile (temassız) ölçüm; yeni araştırmalara göre yenidoğan döneminden itibaren güvenilir sonuçlar ve kullanım kolaylığı sağlamaktadır.
Timpanik (kulaktan) ölçüm; 6 aydan küçük bebeklerde sonuç anlamında güvenilir değildir. 6 ayın üzerinde kullanımında ise kulağa doğru yerleştirilememesi, kulak kirinin yanlış okumalara neden olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Ateş Tedavi Hedefleri
Ebeveynlerin çoğunluğu 38 derecenin altında ateş düşürücü kullanma eğilimindedir, oysa ki ateş denilebilmesi için 38 derecenin üzerinde ateşten söz edilmelidir. Ailelere danışmanlık yaparken normal ısıyı vurgulamaktan daha çok, çocuğun rahatlığı ve ciddi hastalık bulgularına dikkat çekmek gerekir.
Ateşli çocuklarda aktivitenin izlenmesi, ciddi hastalık bulgularının gözlenmesi, hidrasyonun sürdürülebilmesi için uygun sıvı alımına odaklanılması büyük önem taşımaktadır. Çocuğun genel durumunun izlenmesinin, ateşin izlenmesinden daha önemli olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Ateşli çocuklarda aktivitenin izlenmesi, ciddi hastalık bulgularının gözlenmesi, hidrasyonun sürdürülebilmesi için uygun sıvı alımına odaklanılması büyük önem taşımaktadır.

Ateş düşürmek için ne yapmalı

HAFİF ATEŞ; i Giysiler çıkarılır iSıvı desteği sağlanır iOrtam ısısının 25 derecenin altında olması sağlanır Ateş düşürücü verilmesine gerek yoktur

YÜKSEK ATEŞ; i Giysiler çıkarılır i Yaklaşık 33 derece ılık suda tutulur i Sıvı desteği sağlanır Ateş düşürücü verilir

Ateş Düşürücüler Nasıl Kullanılmalı?

Ülkemizde, kurallara uymak şartı ile güvenle kullanılabilen asetaminofen (parasetamol) ve ibuprofen olmak üzere iki çeşit ateş düşürücü vardır.
Her ikisinin de birbirlerine karşı anlamlı üstünlüğü olmamakla birlikte, kullanımında herhangi bir engel olmadığı durumda asetaminofen(parasetamol) birinci tercih olarak kullanılmalıdır.
Yapılan çalışmalar asetaminofen(parasetamol) ile ibuprofenin dönüşümlü kullanılmasında her ne kadar daha iyi sonuç alınabileceğini gösterse de dönüşümlü kullanmanın güvenliği ile ilgili soru işaretleri devam etmektedir.
Ebeveynlerin dönüşümlü tedavi konusunda çok iyi bilgilendirilme zorunluluğu, yanlış doz ve aşırı doz kullanma riskleri nedeniyle böyle bir uygulama önerilmemelidir.

Ateşte Acil Polikliniğe Ne Zaman Gitmek Gerekir?

Aşağıdaki durumlarda zaman geçirmeden bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının görmesi gerekir.
3 Ayın altındaki bebeklerde hemen
Febril konvülsiyon varsa
Ateş 40 derecenin üzerindeyse
3 Günden uzun süren ateş varsa
Döküntü eşlik ediyorsa
Kusuyorsa
Sıvı alımını reddediyorsa
Uykulu, dalgın, huzursuzsa
Solunum güçlüğü varsa
Baş ağrısı, ense sertliği varsa

Etkin Sağlık Dr. Cihan Avaroğlu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Grip Belirtileri ve Tedavisi

Grip

Havaların soğuması, okulların açılması ile beraber geçmeyen burun akıntıları, bitmeyen öksürükler özellikle çocuklu ailelerin başını her zamankinden fazla ağrıtmaya başlıyor.

Yazın bitimi ile yaklaşan kış, bazı hastalıkların da habercisi. Büyük şehirlerde yaygın enfeksiyonlar özellikle viral etkenler yaz kış ayırt etmese de havaların soğuması, okulların açılması ile beraber geçmeyen burun akıntıları, bitmeyen öksürükler özellikle çocuklu ailelerin başını her zamankinden fazla ağrıtmaya başlıyor. Bu enfeksiyonlar arasında sanırım her sene yaptığı salgınla en fazla gündemi oluşturan, en fazla iş ve okul kaybına neden olan grip demek yanlış olmaz.

Grip salgınları, salgın yapan virüsün tipine ve birçok faktöre bağlı olarak bazı seneler daha ağır bazı seneler hafif seyretse de kış aylarında mevsimsel salgın yaparak, sağlık kurumlarında artan iş yükü, hastane yatışlarındaki artışlar, iş ve okul kayıpları, ekonomik yükü ve belli bir oranda ölüme neden olması; belki de hepsinden önemlisi yeni mutasyonlarla pandemi ve toplu ölümlere neden olabilme potansiyeli ile hem tıp dünyasında hem de medyada gündemdeki yerini korumaktadır.

Grip tıp tarihinde milyonlarca insanın ölümü ile sonuçlanan pandemilere neden olmuştur; her sene mevsimsel salgın ile yaklaşık 3 ila 5 milyon kişiyi hasta eder ve tahmini 300.000- 500.000 ölümle sonuçlanır; tüm kurulan ağlara ve yakın surveyansa rağmen ne zaman yapısını değiştirerek pandemiye neden olacağı ve bu pandeminin mortalite bağlamındaki sonuçları ön görülemez. Tüm bu veriler gribin hem sağlık çalışanlarının hem de kamuoyu ve medyanın gündeminde özellikle salgın sırasında neden en önemli konularından biri haline geldiğini açıklamaya yeter.

Grip etkeni influenza virüsleri olup orthomyxoviridae ailesinde yer alan kılıflı ve negatif iplikli, segmentli RNA virüsleridir. Üç tipi insanlarda enfeksiyona neden olur. İnfluenza A mevsimsel salgın ve pandemilere, İnfluenza B mevsimsel salgınlara, İnfluenza C ise sporadik olgulara ve kısıtlı bölgesel salgınlara neden olur ve klinik açıdan hafif seyreder. Mevsimsel salgın yapan A tipinin de alt tipleri vardır ve her salgında bunların hangisinin baskın olacağı değişmektedir. Halk arasında ve medyada zaman zaman kullanılan kuş gribi, keçi gribi ve domuz gribi terimleri yanlış kullanılmaktadır. Grip virüsü aslen hayvanlarda özellikle yabani kuşlarda bulunur ve insan mukozasını tanıyıp tutunamadığı için var olan tiplerinden sadece bazıları hastalık yapabilir.

Ancak insanda hastalık yapabilen bir tipi ile hayvanlarda hastalık yapan bir tipi bir araya gelip kaynaşıp yeni bir yapı ile ortaya çıkar ve insana bulaşma özelliği kazanırsa hastalık yapabilir. Bu artık yeni bir insan virüsüdür. Genellikle yapısındaki özelliklere göre isim verilir; şu anda dolaşımda olan H1N1, H3N2 gibi. Virüslerin ne kadar bulaşıcı ve ne kadar ölümcül olduğu ise yeni ortaya çıkan virüsün özelliklerine bağlıdır.

KLİNİK

İnfluenza virüslerinin klinik spektrumu geniştir; ateşsiz hafif üst solunum yolu enfeksiyonundan ateşli gribal enfeksiyona, şiddetli hatta ölümcül komplikasyonlar ile seyreden tablolara kadar değişir. Mevsimsel grip insandan insana kolaylıkla bulaşır ve kısa bir süre içinde milyonlarca kişiyi hasta edebilir. Öksürme ve hapşırma esnasında büyük damlacıklar ile yakında bulunan duyarlı kişiye bulaşır. Solunum yolu damlacıkları ile kontamine yüzeylerde önemli bir bulaş yolu olarak kabul edilmektedir. Erişkinler hastalık başlamadan bir gün öncesinden virüs yayarlar ve hastalığın başlangıcından 5-10 gün sonrasına kadar bulaştırabilirler.

Çocuklar ise semptomlar başlamadan birkaç gün önce virüs yayabilirler ve bulaşıcılık hastalığın başlamasından 10 gün veya daha uzun süre ve daha yüksek konsantrasyonlarda devam edebilir; bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde de virüsü yayma süresi uzundur. Klasik olarak mevsimsel grip hastanın hastalığın başlama zamanını kesin olarak ifade edebildiği ani başlangıçlı, yüksek ateş, kuru öksürük, kas-eklem ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı, gözlerde ağrı, yanma ve fotofobi ve kırıklık ile seyreden bir viral üst solunum yolu enfeksiyonudur.

Ateş 38-41 0C arasındadır ve tedrici olarak 2-3 günde düşer. Halk arasında paçavra hastalığı olarak da tabir edilir ve bu tabire uygun olarak kişi gerçekten de kendisini günlük yaşamına devam edemeyecek kadar hasta hisseder. Çocuklarda akut otit media, bulantı ve kusma gibi gastrointestinal belirtiler ön planda olabilir. Hastaneye yatan küçük çocukların %6-20 si bakteriyal septisemiyi taklit eden yüksek ateş ve ateşli nöbet ile başvurmaktadır. Yaşlı bireylerde de letarji gibi atipik belirtilerle ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Komplike olmayan grip 3-7 gün içinde kendiliğinden iyileşir; diğer yandan öksürük ve bitkinlik yakınmaları iki haftaya kadar sürebilir. Gribin başlıca komplikasyonları primer influenza viral pnömoni; altta yatan solunum yolu, kalp hastalıkları gibi hastalıkların alevlenmesi; sekonder bakteriyal pnömoni, sinüzit veya otit media veya diğer viral veya bakteriyal patojenlerle koenfeksiyondur.

İnfluenza virüsleri hem enfeksiyon sırasında bronş epitelyum hücrelerinde nekroz ve siliyer aktivitenin bozulması sonucu akciğerlerin mekanik temizleme etkisini azaltarak hem de çeşitli mekanizmalar yolu ile bağışıklık sistemini baskılayarak sekonder bakteriyal enfeksiyonlara zemin hazırlar. Nadir olarak ensefalit, transvers myelit, myozit, myokardit, perikardit, Guillian Bare ve Reye sendromu gelişebilir. Grip komplikasyonları, gribe bağlı hastane yatışları ve ölümler en çok grip açısından riskli sayılan kişilerde meydana gelmektedir.

Çok küçük çocuklar, çok yaşlılar ve herhangi bir kronik hastalığı olanlar veya bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasını engelleyecek veya baskılayacak herhangi bir hastalığı olanlar özellikle risk altındadır.

Tablo 1: Grip Açısından Risk Grupları

2 yaşından küçük çocuklar

• 65 yaşından büyük erişkinler

• Kronik pulmoner (astım dahil), kardiyovasküler (tek başına hipertansiyon hariç), renal, hepatik, hematolojik (orak hücreli anemi dahil), metabolik hastalığı (diyabetes mellitus dahil) olanlar veya nörolojik veya nörogelişimsel bozukluğu olanlar (beyin, spinal kord, periferik sinir ve kas hastlıkları, serebral palsi, epilepsi, inme, mental retardasyon, büyüme-gelişme geriliği, müsküler distrofispinal kord hasarı dahil)

• İlaç veya HIV dahil bağışıklık yetmezliği olanlar

• Hamile kadınlar veya postpartum ilk iki haftanın içinde olanlar

• 19 yaşından küçük olup uzun süredir aspirin tedavisi alanlar

• Morbid obezler ( VKİ>40) • Bakım evinde kalanlar

Akut üst solunum yolu ile grip benzeri hastalık tanı kriterleri arasında çok az fark vardır. Bu nedenle grip hastalığını diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarından klinik olarak ayırt etmek zordur. Yine de salgın sırasında belirtilerin birlikteliği yaşlı ve çok küçük çocuklar hariç yüksek doğrulukla tanı koydurucudur.

Mevsimsel salgın sırasında ergen ve erişkinlerde grip tanımlaması yani ani başlayan ateş ve kuru öksürüğün pozitif öngörü değeri laboratuar konfirme influenza olguları ile değerlendirildiğinde %79-88 arasındadır.

Belirtilerin ön gördürücülüğü küçük çocuk ve yaşlılarda düşük olduğundan bu gruplarda daha fazla laboratuar doğrulamasına gereksinim olacaktır. Salgın dışında ise belirtiler tanı koydurucu değildir.

Ülkemizde 2004 yılından beri grip yakından takip edilmekte ve bu nedenle mevsimsel salgının tam ne zaman başladığı, virüsün tipi, yapısal değişiklikleri ve gribe özgü ilaçlara direnç olup olmadığı bilinmektedir.

Grip tanısı için klinikte dakikalar içinde tanı koymayı sağlayacak hızlı testler vardır. Bu testlerin de doğrulukları salgın ve salgın dışı zamanlara göre değişkenlik gösterir. Gribin kesin tanısı nazofarengeal sürüntüden PCR ile [gerçek zamanlı revers transkriptaz-polimeraz zincir reaksiyonu; (rRT-PCR)] koyulur.

Bu testler pahalıdır ve sonuçların çıkması zaman alır. Bu nedenle mevsimsel salgın sırasında grip tanısında kullanılmaları surveyans, hastane yatışı gerektiren olgular ve araştırma amacı gibi öznel durumlarla sınırlıdır.

Çocuklarda Grip
Çocuklarda Grip

Özellikle çok küçük çocuklar, çok yaşlılar ve herhangi bir kronik hastalığı olanlar veya bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasını engelleyecek veya baskılayacak herhangi bir hastalığı olanlar özellikle risk altındadır

GRİP TEDAVİSİ ve İZLEM

Gribin tedavisi çoğu viral üst solunum yolu enfeksiyonunda olduğu gibi ateş, öksürük gibi belirtilerin rahatlatılmasına dayanan semptomatik tedavilerdir. İzlem sırasında üç gün sonra ateşin düşmemesi, genel durumun kötüleşmesi, yeni gelişen semptomlar komplikasyon geliştiğini düşündürür. Hastalar, özellikle komplikasyon açısından yakın izlem gerektiren risk grupları bu konularda uyarılmalı ve gerektiğinde sevk edilmelidirler. Gribe özgü antiviraller ise seçili ve komplikasyon gelişme ve hastane yatış olasılığı yüksek kişilere saklanmalıdır.

Adamantan grubu antiviraller direnç nedeni ile kullanılamamaktadır. Antivirallerin ilk 48 saat içinde başlandığında ateşli geçen süre ve hastalık süresini kısalttığı, influenzaya bağlı komplikasyonları ve ölüm oranlarını azalttığı ve hastanede kalış süresini kısalttığı klinik çalışmalarla gösterilmiştir.

CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi), hastane yatışı yapılan, ciddi ve ilerleyici hastalığı olan ve risk grubundaki kişilerde hemen başlanmasını önermektedir. Ülkemizde osetalmavir ve zanamavir olmak üzere iki farklı nöraminidaz inhibitörü bulunmaktadır. Her ikisi de tedavi veya riskli kişilerde temas sonrası profilaksi amaçlı kullanılabilir.

Grip ve antibiyotik Gribin en fazla uygunsuz antibiyotik reçeteleme ve kullanma nedenlerinden biri olduğu bilinmektedir. Klinisyen yüksek ateşi olan bir hastaya antibiyotik başlayıp başlamama kararını vermek ve aynı zamanda hastanın antibiyotik reçetesi talebini yönetmek durumundadır.

Keza hastalar da ani yüksek ateş ile başlayan gürültülü tablo karşısında antibiyotik gereksinimleri olduğunu düşünebilmekte ve antibiyotik başlanması konusunda ısrarcı olabilmektedirler.

Antibiyotikler gribin klinik süresini kısaltmaz ve profilaktik olarak kullanılmaları sekonder bakteriyal enfeksiyon gelişimini engellemez. Bu noktada özellikle hastaların ateşin üç gün kadar devam etmesinin hastalığın normal seyri olduğu konusunda bilgilendirilmeleri grip olgularında sık karşılaşılan tekrar tekrar sağlık kurumlarına başvuru ve antibiyotiksiz hastalığın geçmeyeceği inançları konusunda yardımcı olabilir.

GRİPTEN KORUNMA

İnfluenza virüsleri sıcağa dayanıksızdır, 56°C’de inaktive olurlar; ortam ısısı arttıkça ve güneş ışığına maruz kalmakla ortamdaki canlılık süresi azalır. Gama ve ultraviyole ışınları, asit, formaldehit, fenol, eter ve %60-80’lik alkol ile infektivitesini kaybederler. Virüs kâğıt havlu ve kumaş gibi gözenekli yüzeylerde en fazla 12 saat, metal gibi düzgün yüzeylerde 1-2 gün, kâğıt paralarda (kâğıdın özelliğine göre) 3 güne kadar canlı kalabilir. Virüs ellerde çok uzun süre canlı kalamaz. Özellikle korunma tedbirleri önerileri açısından virüsün bu özellikleri önemlidir.

Tüm sağlık otoriteleri bulaşın azaltılması konusunda bazı tedbirler önermektedir:

İzolasyon: Genellikle ateş düşürücü almaksızın ateşsiz 24 saat geçene kadar evde istirahat ve diğer kişilerle temastan kaçınma önerilir.

Damlacık kontrolü: Maske takma ve öksürürken veya hapşırırken ağız ve burunu kâğıt mendil ile kapamak ve mendilin hemen çöpe atılması damlacık ile bulaşın azaltılmasında etkilidir.

Ellerin beyaz sabun ve su ile yıkanması, eğer sabun yok ise alkol bazlı el dezenfektanı kullanılması ve göz, ağız ve buruna el temasından kaçınılması da önerilecek diğer tedbirlerdir.

Bitkisel desteklerin koruyuculuğu ile ilgili birçok veri olsa da influenza dan korunmada bitkisel destek takviyeleri ile ilgili kanıtlar yetersizdir ve önerilmez. Bunların bulaşı azalttığı kabul edilmekle beraber kanıtlar yeterli değildir. 67 randomize kontrollü çalışma ve gözlemsel çalışma maske takma, öksürme ve hapşırma sırasında ağız ve burunu mendil ile kapatma, sık el yıkama, temastan kaçınma ve izolasyonun etkili olduğu gösterilmiştir. Normal el yıkamaya virusidal veya antiseptik eklenmesinin geçişi azalttığına dair bulgular belirsizdir. Hastalar aile hekimlerinin bulaşıcılığı önleme ile ilgili önerilerine yüksek oranda uyarlar.

Bu nedenle tedavi planlanırken geçiş yolları ve bulaşın azaltılmasına yönelik bilgilendirme önemlidir. Bulaş tedbirleri bulaşmayı azaltır ve salgını yavaşlatabilir; salgın dışında uygulanmaları zordur ve unutulmaması gerekir ki bu tedbirlerin hiçbirisi aşının yerini tutmaz.

Gribin ne kadar bulaşıcı olduğu ve her sene salgın sırasında milyonlarca kişiyi hasta ettiği düşünülürse, gribin yönetiminde hasta kişinin tedavisi kadar çevresine bulaştırmasının da mümkün olduğunca engelleyecek tedbirler konusunda bilgilendirilmesi ve gerektiğinde kemoprofilaksi aşılama gibi koruyucu tedbirlerin alınması da önemlidir. Özellikle temasta bulunulan ve aynı evde yaşayan kişilerin sorgulanması gerekir.

Genç, sağlıklı bir erişkinde semptomatik tedavi ve izlem yeterli iken; eğer bu kişinin yaşadığı ortamda risk grubunda tanımlanan özelliklerde olan bir kişi bulunuyorsa bu kişilere yönelik koruyucu ve bulaşı önleyici tedbirler alınmalı ve aile bilgilendirilmelidir. Risk grubundaki kişilere eğer mevsimsel gribe kaşı aşılanmadı ise hemen aşı yapılabilir ve kemoprofilaksi başlanabilir. Burada tek dikkat edilmesi gereken nokta canlı aşı planlandıysa antiviral ilaçlarla aynı anda verilmemelidir.

Yine benzer yaklaşımla yeni doğan ve 2 yaşından küçük çocuk bulunan aile bireylerinin, bakıcıların ve kardeşlerin aşılanması; risk grubunda bulunan kişilerin de aşının daha etkin olacağı sağlıklı aile bireyleri ve varsa bakım veren kişilerin risk altındaki kişiyi koruma amaçlı mevsimsel salgından önce aşılanmaları önerilmektedir. Korunmada en etkin yöntem AŞIdır.

Aşı her sene dünyada 136 farklı merkezden gönderilen suşlar DSÖ tarafından analiz edildikten sonra bir sonraki sene dolaşacak suşlar tahmin edilerek en etkin bağışıklığı sağlayacak şekilde içerik önerisi hazırlanmaktadır. Grip aşısı uygulamanın en güç yanlarından birisi her sene tekrarlanması gerekliliğidir. Kimlerin aşılanması gerektiği ise tartışmalı bir konudur.

DSÖ tavsiye niteliğinde öncelikli hedef gruplarını tanımlamaktadır ve en son 2012 de önerilerini revize etmiştir. (Tablo 4) En dikkat çekici nokta gebelerin öncelikli grup olarak tanımlanmasıdır.

Grip, gebelerde daha mortal seyreder ve komplikasyonlara neden olurken, gebeler fetus ve yenidoğan üzerindeki indirekt koruyucu etkisi ile aşıdan en fazla yarar görecek grubu oluşturur.

 

SÖZLÜK influenza: grip, sporadik: tek tük, sürveyan: izlem, akut otit, media: orta kulak iltihabı, komplikasyon: komplikasyon, primer: birinci,l sekonder: ikincil, pnömoni: zatürre, koenfeksiyon: eşlik eden enfeksiyon, nekroz: hücre ölümü, kemoprrofilaksi: ilaçla önlem, randomize: rastgele, patojen: hastalık yapan mikroorganizma, ensefalit: beyin iltihabı, septisemi: kanın zehirlenmesi, mortal: ölümcül

Kaynak; Etkin Sağlık Doç. Dr. Hülya Akan

Uykusuzluğa Sebep Olabilecek Şeyler

Uykusuzluk sebepleri

Neden Uyuyamıyorum

Kafein; oldukça yaygın olarak kullanılan, kolaylıkla ulaşılabilen, merkezi sinir sistemi uyarıcısı bir maddedir. Sıklıkla uyanıklığı artırmak amaçlı kullanılır. Sosyal alışkanlıklar içinde de sık kullanılmaktadır. Kafeinin sadece çay ve kahvede olduğu sanılır, fakat çoğu ürünlerde kafein bulunur. kola, çikolata, karbonatlı içecekler (soda), enerji içecekleri farklı oranlarda kafein içerir. Yatma saatinden 30-60 dakika önce alındığında; uykuya geçişi geciktirir, uyanıklık sayısını artırır, toplam uyku süresini ve derin uykuyu azaltır. Sübjektif uyku kalitesini bozar. Bu etkileri alınan dozla orantılıdır. Her ne kadar duyarlılığı bireysel değişkenlik göstersede uzun yarılanma ömrü nedeni ile yatma saatinden en az 4-6 saat öncesine kadar kafeinli ürünlerin alınmaması önerilmelidir.

Nikotin; nikotin de merkezi sinir sistemi üzerine uyarıcı etki gösteren bir maddedir ve kafein gibi etkiler gösterir. Her ne kadar çoğu insan sigara ile gevşediklerini söylese de gevşemeden çok uyarıcı etki belirgindir. Düşük kan konsantrasyonlarında hafif, kısa süreli sedasyon görülebilir. Ama yüksek konsantrasyonlarda fizyolojik uyarılmışlığa (kalp hızında, kan basıncında, katekolamin konsantrasyonunda artmaya) neden olur. Otonomik aktivasyon sonucu uykuya başlama ve devam ettirme güçlüğü görülür. Sigara içenlerde uykuya geçiş daha güç ve uyku etkinliği daha düşüktür. Hastalarda ideal yaklaşım bu alışkanlıklarını tamamen kaldırmalıdır. Ancak bırakamayanlara en azından yatma saatine yakın kullanmamaları önerilmelidir.

Alkol; kafein ve nikotinden farklı olarak, alkol santral sinir sistemi depresanıdır. Ancak sosyal içici olarak kabul edilebilir sınırlarda alınsa bile uykuyu bozmaktadır. Yatma saatlerinde alınan alkol uykuya geçişi hızlandırır ve gecenin ilk yarısı uykuyu derinleştirir. Fakat uykunun fragmante olduğu da görülür.

Alkol metabolize olduktan sonra çekilme bulguları ortaya çıkar. Uykuda bölünmelere ve kısalmalara neden olur. Uyku öncesi alınan alkol, gecenin ilk yarısında REM uykusunu baskılar, gecenin ikinci yarısında REM rebaunduna neden olur. REM uykusunda artma ile beraber REM aktivitesi artar. Gece kabusları ile uyanmalar ortaya çıkar. Sosyal içicilerde veya uyanmak için sadece alkol kullananlarda, alkol her ne kadar uykuya geçişi kolaylaştırsa da özellikle gecenin yarısında çekilme bulgularının ortaya çıktığı ve uykunun devamlılığının bozulduğunu bilgilendirmek gerekir. Bu kişilerde en iyi öneri alkolü en azından yatma saatinden 4-6 saat önce kullanmalarını önermektir.

Diyet; Diyet alışkanlıklarının uyku üzerine etkisini araştıran sistematik araştırmalar oldukça azdır. Klinik gözlemler yüksek karbonhidratlı yemeklerin uykuluğu artırdığı, yüksek proteinli yemeklerin ise uyanıklığı artırdığı gözlenir. Ancak yatma saatinde ağır yemek yemenin ise sindirim sistemini aktive ederek uykuyu bozmaktadır. Araştırmacılar, gıda alımının kendi başına gerek zamanlaması gerekse kalori miktarı ile ilişkili olarak uykuyu uyarıcı etkisi olabileceğini düşünmektedir. Özellikle öğleden sonra yaşanan uykuluk halinin gıda alımından çok, sirkadiyen faktörlere ilişkili (vücut ısısında hafif düşme) olduğu kabul edilir. Klinik veriler süt ve süt ürünlerinin uykuyu sağlayıcı özelliği olduğunu gösterir. Bu ürünlerde serotonin prekürsörü, doğal bir aminoasit olan L-triptofan bulunur. teorik olarak uykuyu artırıcı özelliği olduğu kabul edilir. Ancak süt ürünlerindeki L-triptofan düzeyi hazır preparatlara göre daha düşük miktarlarda olmasına rağmen, deneysel çalışmalarda L-triptofanın uykuyu artırıcı etkisi olduğuna dair tutarlı sonuçlar elde edilmemiştir. Bu nedenle süt ve süt ürünlerinin uyku üzerine etkisi halen bilinmemektedir. Mevcut bilgiler içinde bazı kişilerde yatma saatinden önce hafif birşeyler atıştırmanın uykuyu artırıcı etkisi olabilir. Uyku hijyeni yönünden yatağa aç karına geçilmemesi, ancak aşırı ve ağır yemek de yenmemesi gerekir. Ayrıca yatma saatinden önce aşırı sıvı gıdaların alımının da gece sık idrara çıkmayı engelleme yönünden kısıtlanması önerilmelidir.

Egzersiz; çalışmalar aerobik egzersizin uykuya geçiş süresini kısalttığını, uykunun toplam miktarını ve derin uykuyu artırdığını göstermektedir. Harcanan enerji miktarı artıkça uyku yapısında olumlu değişiklikler olmakla beraber maraton gibi aşırı enerji harcatan egzersizler uykuyu bozmaktadır. Gece yatma saatlerine yakın yapılan egzersizlerin stres etkisi oluşturduğu ve otonomik aktiviteyi artırarak huzursuz bir uykuya, uyanıklıklarda, dönem 1 uykusunda artmaya, derin uykuda azalmaya neden olduğu görülür. Sabah yapılan fiziksel egzersizlerin uykuya az bir etkisi olurken, akşam saatlerine yakın, öğleden sonra yapılan egzersizler uyku kalitesini daha olumlu etkiler. Düzenli spor alışkanlığı olan ve fiziksel formu kazanmış kişilerde egzersiz uyku kalitesini artırmaktadır. Ancak düzensiz yapılan ve fiziksel formu kazanamayanlarda stresör etki oluşturabilir ve uyku yapısını bozabilir. İnsomniyak hastalarda uyku hijyeni yönünden düzenli bir egzersiz programı uygulamaları gerek uyku kalitelerinin artmasına gerek genel stresi azaltma yöntemi olarak önerilmelidir.

Ayrıca bu egzersiz programını otonomik uyarılmışlığa ve huzursuz bir uykuya neden olabilmesi nedeni ile yatma saatlerine yakın yapmamaları; en iyi zamanlama olarak öğleden sonra, akşam saatlerine yakın yapılması önerilmelidir. Çevresel faktörler; gürültü, oda ısısı, aydınlatma ve yatağın özellikleri uykuyu etkileyen faktörlerdir. Her ne kadar bu faktörlere bireylerin duyarlığı değişsede, bu faktörler uykuyu parçalayabilmekte ve uyku kalitesini bozabilmektedir. Bebek ağlaması, eşin horlaması, sokaktaki araba sesleri gibi gürültüler uykuyu geciktirmekte ve sık uyanıklıklara neden olmaktadır. Uyanma eşiği yaşa göre değişir. Yaşlılar bu uyaranlara karşı daha çabuk uyanırken, gençlerde eşik daha yüksektir. Uykunun dönemlerine göre de eşik değişir. Dönem 1 uykusunda eşik düşüktür.

Uykusuzluk neden olur? Uykusuzluk Sebepleri?

Ama dönem 3-4 uykusunda eşik yüksektir. REM uykusunda uyanıklık eşiği değişkendir. Bireyler zamanla bu seslere alışabilirler. Ama uykuları hafif ve parçalıdır. Herkes için ideal bir oda ısısı olmamasına rağmen, aşırı sıcak bir oda normal uykuyu bozar. 24C’nin üzerinde uyanıklık sayısı, beden hareketleri artar, dönem geçiş sayısı artar, derin uyku ve REM uykusu azalır. Düşük oda ısısı daha az etkilemekle beraber 12 ̊C’nin altında rahatsız bir uyku ve daha fazla emosyonel rüyalar görülür. Oda ısısının yaklaşık 18 ̊C olması tavsiye edilir. Vücut ısısı da uykuyu etkiler. Artan vücut ısısı uykuyu bozar. Egzersizlerden sonra veya sıcak bir banyodan sonra vücut ısısıartar. Egzersizden sonra vücudun soğuması, banyoya göre daha geç olur. Bu yüzden hastalara yatma saatinden 3-4 saat öncesine kadar egzersiz yapmamaları veya en az 2 saat öncesine kadar banyo yapmamaları önerilmelidir.

 

Uyku Bozukluğu ve Antidepresanlar

ANTİDEPRESANLAR

Pekçok antidepressan, antipsikotik, antiepileptik, diğer sedatizan psikotropik ilaçlar insomni semptomlarını tedavi etmek için kullanılmaktadır.

Antipskotiklerden ketiapin, antiepileptiklerden gabapentin, pregabalin, tiagabine gene bu amaçlarla kullanılmaktadır. Duruma göre bu yaklaşımlar etkili olmakla birlikte insomnili hastaların tedavisinde sağlık çalışanlarını yönlendirmek açısından kanıtlar yetersizdir. Daha fazla sedasyonun gerektiği ve bu ilaçların kullanıldığı komorbid durum varlığında problem yoktur.

Ancak kronik insom

Uyku bozukluğu ve anti depresanlar
Uyku bozukluğu ve anti depresanlar

ninin olduğu komorbid durumların olmadığı ve bu ilaçların ilk basamak tedavide tercih edildiği zamanlar oldukça sorunludur. Bu durumda kar/zarar oranı çok farklı olmaktadır. Sedasyon özelliği olan antidepresanlar da yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu antidepresanlardan bazıları, antikolinerjik-antihistaminik etkilerinden dolayı sedatiftir.

Trisiklik antidepresanlar (amitriptilin, klomipramin, imipramin, doksepin) etkin bir şekilde kullanıldıklarında aslında istenmeyen bir etki olan sedasyon uykusuzluk sorunu olan depresyon hastalarında avantajlı gözükmektedir. Sedasyon özelliği olan antidepresanlar içinde en sık reçete edilen ise trazodondur. Sık reçete edilmesinde düşük maliyeti, uzun süreli kullanılabilmesi ve benzodiazepinlere göre kötüye kullanımriskinin düşük olması etkilidir. Hastalarda derin (yavaş dalga) uykuda artmaya neden olur.REM uykusunda bir azalma yapmaz.

Depresifsemptomu olan hastalarda uykuya başlama güçlüğü olanlarda ve serotonin geri alım inhibitörü gibi uykuyu engelleyen bir ilaç alması gerektiği durumlarda tercih edilir. Yarılanma ömrü yaklaşık 8 saattir. Ancak postsinaptik alfa antagonistik etkisi nedeni ile ortostatik hipotansiyon yapabilir.

Yaşlılarda ve antihipertansif alan hastalarda dikkat edilmesi gerekir. Bu hastaların düşmelerine ve istenmeyen kazalara sebep olabilir. Ayrıca başdönmesi, görme bulanıklığı, ağız kuruluğu, başağrısı bilinen diğer yan etkileridir. Nadiren erkek hastalarda priapizme neden olur. Trazodon tedavisinin kesilmesi sonrası rebaund insomni oluşabilir. Trazodon uyku etkinliği, total uyku süresi, yavaş dalga(derin) uyku ve REM latansını artırır ve hızlı göz hareketleri (REM) uykusunu düşürür.

Trazodon tolerans ve bağımlılık potansiyeli göstermez. Diğer antideprassanlarla birlikte verildiğinde depresif insomnili hastaların uykularını düzelttiğine ilişkin sınırlı bilgi vardır. Trazodone kullanıldığında yan etki olarak atrial, ventrikuler aritmiler ve priapizm görülür. Serotonin sendromu, benzer serotonin spesifik ajanla birlikte kullanıldığında gelişebilir. FDA’nin insomni tedavisinde onayladığı tek selektif histamin reseptör antagonisti doxepin yıllardır antidepressan olarak kullanılmaktadır.

Çok düşük dozlarının insomnide etkili olduğu gösterilmiştir. Spesifik olarak uykuyu sürdürme zorluğu olanlarda endikedir. Yan etkileri sedasyon, somnolans, bulantı, üst solunum yolu enfeksiyonu olarak sıralanabilir. Mirtazapin, noradrenerjik ve spesifik serotonerjik antidepresan olup, santral alfa-2 adrenerjik, 5HT(2) ve 5HT(3) reseptörleri antagonize ederek etkisini gösterir. Uykuya dalış süresinde, uyku etkinliğinde önemli iyileşmeler ve majör depresyonu olan insomni hastalarında mirtazapin eklendikten sonra, uyku yerleştikten sonra uyanmalar gözlendiği rapor edilmiştir. Bazı hastalarda kilo alma ve gündüz sedasyonu problem oluşturmaktadır.

KETİAPİN

Antihistaminerjik, antidopaminerjik ve antiadrenerjik özelliği olan atipik bir antipsikotiktir. Sağlıklı olgulara verildiğinde toplam uyku süresini, uyku etkinliğini, dönem 2 uykusunu artırır. Genellikle psikiyatrik bozukluğu hastalarda uykuya yardım amaçlı kullanılmaktadır. Ancak böyle bir endikasyon tanımlanmamıştır. Ketiapin, antihistaminerjik, antidopaminerjik ve antiadrenerjik etkileri olan atipik antipsikotik ajandır.

ANTİHİSTAMİNİKLER

Yüksek dozlarda alerjik reaksiyonlar gibi farklı endikasyonlarda kullanılırlar. Hidroksizin difenhidramin en sık kullanılan antihistaminiklerdir. H1 antihistaminikler orta derecede sedatif özelliğe sahiptirler. Yarılanma ömürleri göreceli olarak uzundur. Etki süreleride ortalama 6-8 saattir. Hidroksizinin 6-24 saattir. Bu yüzden geç saatlerde kullanıldığında sabah sersemlik gibi artık etkiler gösterirler. Bu ilaçların belli bir derece sedatif etkilerine karşı tolerans gelişebilmektedir.

Merkezi sinir sistemi ile beraber bütün vücuda dağılım gösterirler. Ancak süte geçtiklerine dair bir veri elde edilememiştir. Bu yüzden emziren kadınlarda da kullanılabilir. Bu ilaçlar muskarinik antagonistik etkileri nedeniyle antikolinerjik yan etkiler de gösterirler. Bu yüzden özellikle yaşlılarda ve aynı zamanda antikolinerjik etkisi olan başka bir ilaç ( antidepresanlar, antipsikotikler gibi ) alan hastalarda dikkat edilmesi gerekir. Bunların tamamını antihistaminikler oluşturmaktadır.

Çoğunun içinde difenhidramin olmasına rağmen bazısı doksilaminde içermektedir. Bunlar tek veya bir analjezikle kombine edilmiş olarak satılmaktadır. Antihistaminik etki istenen etki olmasına rağmen bu ilaçlar başka reseptörlerlede etkileşerek istenmeyen ciddi yan etkilere neden olmaktadır. Örneğin antikolinerjik yan etkilere bağlı üriner bağlı üriner retansiyon etkileşerek istenmeyen ciddi yan etkilere neden (örneğin antikolinerjik yan etkilere bağlı üriner retansiyon, konfüzyon, deliryum olabilir. Eliminasyon yarı ömürleri çok uzun olduğu için sabah sersemliği sabah sersemliği olabilir. Ayrıca bu ilaçların sedatizan etkilerine tolerans gelişmektedir.

MELATONİN

Aslında zayıf bir hipnotiktir, ancak sirkadiyen ritmin bozulduğu hastalarda ritim düzenleyici gibi kullanılır. Hipofiz bezinden salgılanan bir nörohormon olan melatoninin gece sekresyonu ve parlak ışıkta oluşan süpresyonu ile sirkadiyen ritim ve uyku düzenlenmektedir. Melatonin salınımındaki düzensizlik de uyku bozukluklarına neden olmaktadır.

Yaşla beraber melatonin sekresyonu azalır ve bunun yaşlılarda uyku bozukluğunun sık görülmesinin nedeni olabileceği düşünülmektedir. Nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlar, kalsiyum kanal blokerleri, benzodiazepinler, fluoksetin, streoidler gibi ilaçlar, alkol ve sigara melatonin üretimini düşürmektedir. Melatonin 0,3 ila 5 mg dozlarında kullanılır. 1 mg’ın üzeri fizyolojik düzeyin üstündedir. Yarılanma ömrü 30 ila 50 dakika arasındadır. Ertesi sabah artık etkileri oldukça düşüktür. Uzun süreli kullanımlarının endojen melatonin üretimini suprese edip edemiyeceği konusunda bilgi yeterli değildir.

Luteinleştirici hormon ve prolaktin düzeyini düşürmesi ve ovaryan işlevi engellemesi nedeniyle püperte öncesinde ve gebe kadınlarda kullanılmaması önerilmektedir. Gecenin başında alındığında sirkadiyen siklusu öne çeker. Böylece uykuya dalmakta güçlük çeken hastalarda bu doz zamanı faydalı olur.

Ancak sabah erken uyandıklarından yakınan yaşlılarda ise yatmadan önce alınan doz şikâyetlerinin daha da kötüleşmesine neden olur. Sabah alınan doz ise sirkadiyen siklusu geciktirerek, erken uyuyan ve erken kalkan hastalarda daha faydalı olabilir. Bazı çalışmalar melatonin kullanımın uykunun kalitesi ve miktarında olumlu bir etkisi olmadığı, hatta yanlış kullanımlarda uyku bozukluğunu artırabileceğini bildirmektedir. FDA tarafından onaylanan tek melatonin reseptör agonisti ramelteon selektif MT1 ve MT2 reseptör agonistidir.

Uykuyu başlatmada zorlanmanın olduğu insomnilerde endikedir. Ciddi karaciğer hastalığı olan veya fluvoksamin kullananlarda kontrendikedir. En sık yorgunluk, baş dönmesi yan etki olarak gözlenir. Rameleton melatonin reseptör agonisti olup suprakiazmatik nucleus hücrelerinde görülen ML1 reseptörlerine çok seçici olarak bağlanır. Melatonin sirkadyen ritmi üzerine etkide aracılık ettiği ileri sürülmektedir. Rameletonun uykuyu destekleyici etkisi vardır. Bu etki uyku latansını kısaltır. Total uyku süresini ve uyku etkinliğini artırır. İlacın etki süresi çok kısadır, (bir saat gibi). Bu nedenle uykuya başlama problemi olan olgularda kullanılmaktadır.

Uyku İle İlişkili Bruksizm

Diş sıkma Bruksizm uyku

Uyku İle İlişkili Bruksizm

Bruksizm ya da uykuda diş gıcırdatma, toplumda sık görülen ancak sadece belirli koşullarda hastalık olarak kabul edilen bir uyku bozukluğudur.

• Uykuda dişlerin birbirine sürtülmesi veya artmış oranda çene sıkma • Çeneyi kapatan kaslarda fazik veya tonik kas aktivitesi artışı • Psikososyal faktörler, artmış anksiyete ve gerginlik ile tetiklenir.

Tanı; A. Uyku sırasında diş gıcırdatma sesleri veya diş sıkma yakınması B. Aşağıdakilerden bir veya fazlası • Dişlerin anormal görünümü • Çene kasında rahatsızlık, yorgunluk veya ağrı ve uyanırken çene kilitlenmesi • Masseter kasında hipertrofi

Tedavi yaklaşımı

• Oklüzal apareylerin(splint) kullanılması • Oklüzyonun düzenlenmesi • Bilişsel ve davranışsal yaklaşımlar • Fizik tedavi ve • İlaç kullanımıdır.

Oklüzal Splintler;

Diş hekimi tarafından uygulanan, bruksizmin semptomatik tedavisinde kullanılan en önemli araçlardır. Tedavinin amacı dişlerde ve çene ekleminde oluşabilecek kalıcı zararları önlemek ve ağrıyı ortadan kaldırmaktır. Maxiller ve mandibular arkı kavrayarak dişlerin birbirine sürtünmesini engeller.

Gece tüm uyku süresince kullanılmalıdır.

Oklüzal splint çeşitleri;

1. Sentrik İlişki Splinti ( Stabilizasyon splinti, relaksasyon splinti veya kas gevşetici splinti) 2. Ön Konumlandırma Splinti (Anterior repozisyon splinti veya ortopedik repozisyon apareyi)

3. Ön Isırma Plağı (Anterior bite plane)

4. Arka Isırma Plağı (Posterior bite plane)

5. Pivolu Splint Tedaviyi etkileyen en önemli faktör uygun apareyin seçimi, apareyin yapımı ve uygulanması ile hastanın uyumudur.

Bilişsel ve Davranışsal Yaklaşımlar;

• Psikodavranışsal yöntemler • Gevşeme, ‘’biofeedback’’ eğitim programları ve • Hipnozu kapsamakla birlikte uyku bruksizmi üzerindeki etkileri kontrollü çalışmalar ile doğrulanamamıştır.

Farmakolojik Yaklaşımlar;
Genel olarak uyku bruksizmi üzerine etkili bir farmakolojik bir tedavi yöntemi yoktur. Çeşitli ilaçlar önerilmesine rağmen, etkinlikleri tam olarak gösterilememiştir. Farmakolojik tedavi sadece kısa dönem tedavi için uygundur.

Bu ilaçların bir kısmı

• benzodiazepinler

Santral sinir sistemine etki eden benzodiazepin grubu (klonozepam) bruksizm ile bağlantılı kas aktivitesini azalttığı bilinmektedir. 1 mg klonozepam tedavisi ile hem uyku kalitesinde iyileşme hem bruksizm epizodlarının sayısında azalma izlenmiştir.

• santral kas gevşeticiler • trisiklik antidepresanlar

Trisiklik antidepresanlar (amitriptiline) 1-4 haftalık tedavi süresince 25 mg küçük dozlarının uyku bruksizmi üzerine herhangi bir etkiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. Daha yüksek dozlardaki etkinliğinin tespit edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

• L-dopa
Yapılan bir çalışmada 100 mg L-Dopa + benserazide ile bruksizm epizodlarının ortalama
sayısında azalma izlenmiştir.

• Propranolol
Bu ilacın bir bruksizm ve antipsikotik ilaç tedavisi altındaki ikincil bruksizmi olan iki hastada bruksizmi azalttığı tespit edilmiştir. Uyku bruksizmi tedavisi için adrenerjik ilaç tedavisi bir seçenek olmadan önce kontrollü ve çift kör uyku çalışmaları ile etkinliğinin ve güvenirliğinin değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

• botilinium toksin tip A Botilinium toksin (BTX)’i temporal ve masseter kaslara uygulanır.

3-6 ay süreyle bruksizmi ortadan kaldırır. BTX, oral splintlerle karşılaştırıldığında eşit etkiye sahip olduğu görülmüştür.

< 100 U doz, sağlıklı hastalar için güvenilir tespit edilmiştir.