Bit Nedir? Nasıl Temizlenir?

Sosyal olarak yarattığı utanma duygusuna rağmen bit bulaşması kişisel hijyenle ilgili değildir. Bitler kirli veya temiz saçı tercih etmez, sadece çoğalabilecekleri bir saç derisine yerleşmek isterler. Her gün saçı yıkamanın veya bit şampuanı kullanmanın bitlere karşı önleyici etkisi yoktur. Bitler hastalık bulaştırmazlar…

Çocuğu olup da  bit problemi  yaşamamış  aile herhalde  yoktur.  Baş biti problemi sadece ülkemizde değil gelişmiş ülkelerin de yaşadığı ve yok etmek için uğraştığı yaygın bir problemdir. Her yıl okul çocuklarında %50 oranında görülmektedir. Hijyen, sosyo-kültürel seviye, gelir düzeyine bakılmaksızın tüm çocuklar risk altındadır. Bit sorunu yüzyıllardır uğraşılan ve bitmeyen  bir sorundur. Eski Mısır mezarlarında bile bit bulgularına rastlanmıştır.  Galiba insan olarak toplumda var olduğumuz sürece de herzaman çevremizde olacaktır. 1627-1700 yıllarında yaşamış olan Belçika asıllı Flemish ressam Jan Siberechts bit probleminin Avrupa’da ne kadar yaygın bir sorun olduğunu resimlerine taşımıştır.

Bit problemi 1960 sonrası dünyada hızla artmıştır. Yılda 100 milyon vaka tesbit edilmektedir.  Son yıllarda ilaçlara direnç gözlemlenmektedir.  Bu nedenle başedilmesi zorlaşmaktadır. Sosyal olarak yarattığı utanma duygusuna rağmen bit bulaşması kişisel hijyenle ilgili değildir. Bitler kirli veya temiz saçı tercih etmez, sadece çoğalabilecekleri bir saç derisine yerleşmek isterler. Her gün saçı yıkamanın veya bit şampuanı kullanmanın bitlere karşı  önleyici etkisi yoktur. Bitler hastalık bulaştırmazlar.. Saç biti (pediculus humanus capitis) başın saçlı derisinde kanı emerek yaşayan kanatsız bir böcektir.

Bit 6 ince ayağa sahiptir. Her bir bit, ortalama bir susam tanesi büyüklüğündedir. Bit daha çok ense, kulak arkası  ve başın ön bölümü  (temporal bölge) olmak üzere saça yerleşir. Kan emerek beslenir. Çocukta kaşıntı uyarıcı bir işarettir. Bu arada çocuğun yakın temasta olduğu kişiler, anne ve baba bit
için güzel bir hedeftir. Baş bitlenmesi genellikle  kız çocukları olmak üzere tüm okul çağındaki çocukları etkilemektedir. Olgunlaşmış bir bit, saçtan saça yakın temasta bir dakika içinde veya bitlenmiş elbise, tarak veya yastıkla geçebilmektedir.  Ense bölgesindeki kaşınma baş bitlenmesi için uyarıcı olmalıdır.

Çıplak gözle muayenede çoğu kez “sirke” denilen bit yumurtalarını görmek mümkündür. Bu yumurtalar zaman içinde “larva”, sonra da erişkin bit haline gelirler. Döllenmiş olgun dişi bit sirke dediğimiz yumurtasını baş derisine yakın bir yere bırakır.  7-10 gün sonra boyutu 1-1.5 mm olan genç bit oluşur.  Genç bit 8-10 gün sonra olgun hale gelir.  Olgun bit 3-4 hafta yaşar ve yaşamı boyunca dişi bit günde 5-6 yumurta  bırakır. Kısaca yaşam döngüsünde her dişi bit toplam 100-250 yumurta bırakır. Bu yaşam döngüsünden anlayacağımız üzere bit çok hızla üreyerek yayılabilmekte ve yokedilmesi  zorlaşmaktadır…. Bit insana tutunmadan yaşayamaz.
Bu yaşam döngüsünden anlayacağımız üzere bit çok hızla üreyerek yayılabilmekte ve yokedilmesi  zorlaşmaktadır….

Donorden uzakta en fazla 24 saat yaşayabilir. Bit, köpek veya kedi gibi tüylü hayvanlara geçmez. İnsandan insana yakın temasla geçer. Bu nedenle okul çocukları çok uygun bir ortam oluştururlar. Ayrıca şapka, saç fırçası, yastık ve oyuncaklarda uygun geçişi sağlarlar. Bu nedenle kullanılan malzemelerin, sıcak suyla yıkanması veya sterilize edilmesi gerekir. Tanı koyarken kuru saçı kontrol etmek daha kolaydır. Saç tutam tutam ayrılıp kontrol edilir.

Bitler ve sirkeler çoğunlukla kulak arkaları, ense gibi saç köklerine yerleşirler. Kepek ve seboreik dermatit kafa derisindeki irritasyon, bitlenme ile karıştırılabilir. Fakat kafada görülen  bit tanıda esastır. Çocuklarda korunma amacı ile Lavanta veya Çay Ağacı uçucu yağlarının kullanılması önerilebilir. Bit şampuanları veya losyonları korunma için kullanılmamalıdır.  Koruyucu olarak etki etmedikleri gibi direnç gelişimine yol açarlar.

Bit Tedavisi -Temizleme

Islak tarama: Islak tarama baş biti ile baş etmek ve dirence karşı gelmek için ilaç kullanılmadan uygulanan  geleneksel bir yöntemdir.
Bit kontrolü ve bitten arınmada sık dişli özel taraklar gerekmektedir. Saç şampuan ile yıkandıktan sonra saç kremi kullanılır. Saç nemli iken ince ve sık bir tarakla 30 dakika civarı tutam tutam ayrılarak taranır. Eğer tarama sonucu bite rastlanır ise, bu uygulama haftada 2 kez olmak üzere 2 hafta boyunca uygulanır. Bu şekilde sirkelerin büyüyüp üremesi ve yayılması  engellenir.

Bit Nasıl Temizlenir
TAVSİYELER  • Eğer bir saç biti vakası var ise bu kişi ile bir hafta öncesine kadar yakın bağlantıda olan herkes, ıslak saçın taranması ile kontrol edilmeli ve gerekirse tedavi edilmelidir.

• Sadece bit bulunanlara ilaç uygulaması yapılmalıdır.

• Eczacınızın bit tedavisi için önerdiği şampuan veya saç losyonu doğru şekilde uygulanmalıdır.

• Saç biti ürünlerinin, kalıcı önleyici tedbir etkisi yoktur ve gereksiz kullanımları bit ilaçlarına karşı direnç gelişimine neden olur.

• Doğru uygulanan ilk tedaviden yaklaşık 2 hafta sonra bit probleminden kurtulunur.

• Saç biti olan çocukların okula gitmemeleri için engel yoktur.
• Tedavide  uygulanabilecek doğal yöntem: Bitkisel yağ karışımını  eczacınıza danışarak hazırlayabilirsiniz;  Badem yağı , Zeytinyağı veya Argan yağı içine aşağıdaki uçucu yağları toplamda  %1-3 oranında  karıştırıp saçta en az 1 saat en çok 8 saat bekletip yıkayabilirsiniz. Bu şekilde bitlerin boğularak yok edilmesini doğal olarak sağlayabilirisiniz.

Biberiye   +   Lavanta   +   Çay Ağacı   +   Ökaliptus   +    Nane
Bit şampuanları: Eczacınızın önereceği  bit şampuanı  ile kuru saç şampuanlanır ve  10 dakika bekletilir. Saç iyice köpürtülüp bol su ile iyice durulanır.

• Havlu ile biraz kurutulduktan sonra ölü bit ve yumurtaların temizlenmesi için sık dişli bir tarakla en az 30 dakika taranır. • Tedavi tavsiyeye göre 7 gün ara ile tekrarlanabilir.

Bit Losyonları:  Kuru saça  kullanılır.  • Losyon sürüldükten sonra 8-14 saat sonra saç yıkanır.  • Gece uygulaması tercih edilir.  • Uygulama sonrası saç yıkanır. Ölü bit ve yumurtaların temizlenmesi sık dişli bir tarakla yapılır

Önemli Hatırlatma:  Yumurtadaki bitler 7 ila 10 günde çıkarlar dolayısıyla 7-10 gün içinde bu yöntemleri tekrarlamak ve düzenli olarak tarama işlemini yapmak tedaviyi başarıya ulaştırır.
ECZACINIZA DANIŞINIZ

Ecz. Sevil Ağalar Altınel

Dişlere Ne Zarar Verir?

Ağız-Diş Sağlığına Zarar Veren Kötü Alışkanlıklar – Dişlere Ne Zarar Verir ?

Soğuk algınlığından sonra en sık görülen hastalıklar arasında; diş çürükleri ve diş eti hastalıkları ön sıralarda yerini alır.

Soğuk algınlığından sonra en sık görülen hastalıklar arasında; diş çürükleri ve diş eti hastalıkları ön sıralarda yerini alır. Temelinde stres, özgüven eksikliği, mutsuzluk gibi nedenlerle, küçük yaşlarda başlayan veya daha sonra kazanılmış olan hatalı alışkanlıklar, doğru ağız hijyeni sağlanmış olsa
bile, diş eti hastalıklarının, diş çürük ve kayıplarının sorumlusu olarak karşımıza çıkar…        Dişlerimiz besinleri çiğnemek içindir, makas gibi kesme işleminde kullanmak, çivi- iğne vb. maddeleri ağzımızda taşımak ya da şişe kapaklarını açmada, açaçak olarak kullanmak için değil elbette…

Uzak durmamız gereken 11 hatalı alışkanlığımız…

Dişlerimizi bir araç olarak kullanmamalıyız… Tırnak yemek, kalem veya pipo ısırmak, iplik koparmak, yemiş kabuklarını kırmak; dişlerde şekil ve pozisyon bozukluklarına, aşınmaya neden olur. Özellikle gençlerde çok yaygın olan tırnak yeme alışkanlığı strese bağlıdır, bu alışkanlıktan kurtulmak için, mümkünse stresten uzaklaşmak, stres topu ile parmakları meşgul etmek veya eczanelerde satılan acı tad veren ojelerden yararlanmak  fayda sağlayabilir.

Dişlere Ne Zarar Verir ?
Dudak yanak yeme; genellikle küçük yaşlarda başlar hayat boyu devam edebilir… Sürekli yanak dudak ısırmak- yemek, yumuşak doku enfeksiyonlarına, ülserasyonlara, ağız kokusuna, tat almada yoksunluğa, hatta dudak yanak kanserlerine kadar varabilecek en kötü sonuçlara neden olabilir…

Tuhaf gelebilir ancak elektrikli fırçalar doğru kullanılmadığında işe yaramadığı gibi, zarar da verebilir. Diş yüzeyine çok baskı yaparak sadece görünen ön yüzleri hızlıca süpürmek, bu bölgelerde aşınmaya sebep olduğu gibi, temizlenemeyen ara ve arka yüzlerin ihmal edilmesi ile bu bölgelerde çürük oluşumuna müsaitlik oluşur.

Abartılı çay kahve tüketimi dişlerde renklenmeye dolayısı ile kişiyi de, dişleri aşındırıcı macun ve sert fırçaları tercih etmeye yönlendirir. Aşınan diş yüzeyleri çürüğe ve kolayca renklenmeye daha kolay bir zemin hazırlar.

Dişlerle buz kırmak, kırık ve çatlak dişlerin oluşmasında en sık karşılaştığımız sorumlulardandır. Buz serttir, diş de serttir, iki sert madde birbirine çarparsa birinden biri kırılacaktır. Kırılan çoğunlukla buz olur ama bazen diş ve üzerindeki dolgu kırılır. Buz kırmak termal şok yaşanmasına yani dişin sinir ve damar dokularının aşırı ısı değişikliği ve travma sebebi ile hassaslaşmasına hatta nekrozuna yani ölümüne yol açar…
Özellikle genç kızların zayıflamak için uyguladıkları ve sağlığa geri dönüşü olmayan zararlar veren bulumia denen hatalı alışkanlıktan, dişler de, kusmalardan dolayı nasibini alarak erir ve aşınır…
Dudak-dil piercingleri, dişleri çatlatabilir kırabilir.. Metal cismin diş etine sürtünmesi diş etlerine zarar vererek zaman içinde diş kayıpları yaşatabilir. Piercingler ayrıca ağız içerisinde bakteri yuvalanmasına zemin hazırlarlar…
Bazı kişiler sert orta ve yumuşak fırça tipleri arasından sert kıllı fırçanın daha iyi olduğunu düşünerek tercihini sürekli olarak sert fırçadan yana kullanır. Ama özellikle ileri yaşlarda sert fırça kullanımı doğru değildir. Uzun süre sert fırça kullanımı ile zaman içinde dişetleri çekilir ve dişler aşınır. Sizin ağız diş yapınıza uygun doğru fırça seçimi için diş hekiminizin tavsiyesinden yararlanınız.
Diş sıkma-gıcırdatma parafonksiyon yani fonksiyon dışı bir harekettir. Dişlerde ciddi aşınmalara sebep olur, aşınmaya engel olunmadığı durumlarda dişler aşına aşına dişeti seviyesine kadar iner ve burun çene arasındaki mesafe azalır ve kişide yaşlı bir görüntü oluşturur. Bu problemi olan hastalar diş hekimine başvurup kendileri için hazırlanacak özel bir aperey ile bu alışkanlıklarından kurtulabilir. Alternatif çözüm yollarından biri de botoks uygulamalarıdır.
Beslenme bozuklukları, özellikle bağımlılık düzeyinde tatlı tüketimi, diş çürüklerine neden olur. Asitli gıdalar, enerji içecekleri, hazır meyve sularını bolca tüketmek dişler üzerinde şeker ve asit saldırılarının oluşmasına ve sonuç olarak dişlerin hızla çürümesine neden olur. Özellikle süt dişleri yeni oluşmuş bebeklerde bu tür içecek ve yiyecekler kesinlikle verilmemelidir. Hazır meyve suları yerine, meyve yemek ya da meyvenin kendi suyunu sıkıp tüketmek daha doğru olacaktır. Mecbur kalındığında hazır meyve sularını tüketirken sulandırmak, şeker düzeyini düşüreceğinden dişlere daha az zarar verir…

Bebeklerde uyurken biberon kullanımı hem tehlikelidir hem de biberondaki süt ve formül besinler dişlerine zarar verebilir. Biberon bebeğin uykuya geçmesinde faydalı olabilir ancak uyku halinde, biberonu bebeğin ağzında bırakmamak gerekir.

Diş Hekimi Tülay Karavit

 

Bütünsel diş hekimliği nedir?

Bütünsel diş hekimliği nedir?

Diş hekimliği ve Tıpta vücuda bir bütün olarak bakan, bedenin her köşesinin her yerle bağlantılı olduğunu düşünerek sinyalleri gören, dışarıdan gelen zararlı etkenleri göz önünde bulunduran, semptoma değil sebebe odaklanarak tanı ve tedavilerini yapan bakış açısıdır.

Günlük hayatımızda çoğumuz ağız ve dişlerimizin gördüğü görevlerin hatta onların varlığının bile farkına varmayız. Günlük hayatta, ağrı sızı veya  herhangi bir sorun olmadığı sürece, tüm organlarda olduğu gibi, ağız ve dişlerin de gördüğü görevler hatta onların varlığı bile fark edilmez. Ağzın en bilinen rolü, sindirim sisteminin giriş noktası olması ve sindirim sürecini başlatmak için tasarlanmış olmasıdır. Dişler besinleri ısırmak, koparmak, öğütmek için, dil ağzın içinde besinleri çevirmek ve tat almak için, tükürük ise yutmaya yardım etmek ve yiyeceklerin sindirimini başlatmak içindir. Pek çok kişi ağzın ve dişlerin sadece bu görevlerinin farkındadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün genişlettiği tanıma göre sağlık, sadece hastalık olmaması değil; fiziksel, zihinsel ve sosyal tam bir iyilik halidir. İyilik hali içine ağız sağlığı da girmektedir. Bununla birlikte dünyanın en yaygın enfeksiyon hastalıklarının diş çürüğü ve periodontal hastalık olduğu görülmektedir. Vücuttaki her semptom bir sinyaldir ve vücutta bir şeylerin yanlış gittiğine dair bir uyarıdır. Vücut eğrelti otu gibidir. Yani en küçük parça bile bütünün aynısıdır. Bu yüzden ağzımız, dişlerimiz, dilimiz vücudun bütününün aynısıdır ve bütün organların yansımasına sahiptir. Hipokrat’ın dediği gibi AĞIZ SAĞLIĞIN AYNASIDIR.
Bütünsel diş hekimliği ve tıp nedir? 

Dişhekimliği ve Tıpta vücuda bir bütün olarak bakan, bedenin her köşesinin her yerle bağlantılı olduğunu düşünerek sinyalleri gören, dışarıdan gelen zararlı etkenleri göz önünde bulunduran, semptoma değil sebebe odaklanarak tanı ve tedavilerini yapan bakış açısıdır. Modern Tıp, semptomu tedavi etmeye odaklanırken, Bütünsel Tıp semptomu ortaya çıkaran sebepleri ortadan kaldırmaya odaklanır. Böylece, dışarıdan gelen sebepler ortadan kaldırıldıktan sonra içeriden gelen sebepleri vücut kendi kendisine iyileştirebilir. Diş ve dişetlerindeki ve ağızdaki problemler sadece estetik ve fonksiyonel problemler değildir. Diş ve dişetlerinde bulunan sinirsel anastomozlar, lenfatik akış, kan akışı, bağ dokusu tüm vücudu etkileyen merkezi bir rol oynamakta ve bütün vücudu etkilemektedir. Vücuttaki her semptom, bir sinyal, vücuttaki bir şeylerin yanlış gittiğine dair bir uyarıdır.

 

Örneğin arabayla giderken benzin göstergesinin yandığını düşünün, bu size bir uyarıdır. Siz bu uyarıya cevap verip, gidip benzin alabilirsiniz ya da göstergeyi görmezden gelip yolda kalabilirsiniz. Vücudumuz da ilk sinyallerini birçok kez ağız bölgesinde verir. Görülmesi kolay bir bölge olduğu halde tıp doktorları burayı vücuttan ayrı bir bölge gibi değerlendirip dikkate almamaktadırlar. Ancak vücutta oluşan hemen tüm sistemik hastalıkların hepsinin ağızda bazı belirtileri vardır. Bedende hastalık adını verdiğimiz semptomlar hemen görülmezler.

Çünkü vücudun kendini iyileştirme kapasitesi vardır.  Bir taraftan vücudu bozan pek çok faktör ortaya çıkar bir taraftan vücut kendisini iyileştirir. Ne zaman bozucu faktörler kendini iyileştirme kapasitesinden daha fazla olursa o zaman hastalık meydana gelir. Kronik hastalıkların %30’u bozucu alan adını verdiğimiz, kronik inflamasyonun hiç bitmediği bölgeler nedeniyle olur. Vücut kendini iyileştirme kapasitesinin önemli bir bölümünü bu bölge için harcar ve bu durum uzun yıllar boyunca devam eder. Bu nedenle bedene yeni bir problem yüklenince bu sorunu çözmekte yetersiz kalır. Dişler ve çiğneme sistemindeki bozukluklar da bedenin pek çok bölgesinde sorunlara yol açan bu bozuklukların önemli bir kısmını oluşturur.
Bütünsel yaklaşımla çalışan diş hekimleri dişsel sorunlara farklı bir pencereden bakar. Estetik ve fonksiyondan daha fazlasını görebilir.

Pek çok diş hekimi yarım dolmuş bir kanal tedavisini veya gömük bir dişin sorununun sadece lokal bir sorun olduğunu düşünür ve immün sistemin bununla baş edebileceğini düşünerek hastanın şikayeti olmadığı sürece bunu göz ardı eder. Oysa bilinmesi gereken durum sadece dişlerdeki değil çiğneme sistemdeki(dişler, dişetleri, kaslar, kemikler, sinirler, çene eklemi, ağız florasındaki doğal bakteriler vb.) bütün problemler ağız bölgesinde bir şikâyete neden olmasa bile vücudun bir başka bölgesinde başka bir probleme neden olabilir. Örneğin kronik bir diz ağrısının sebebi gömük bir diş olabildiği gibi, kronik bel ağrısının nedeni diş sıkma veya diş eksikliği yüzünden oluşan çene eklemindeki bozukluk olabilir. Ya da bir ağrısının sebebi kistli bir diş olabilir. Kronik enflamasyon kaynağı olmasının yanı sıra diş pulpası ve periodonsiyum sinir sistemi açısından son derece zengindir. Yapılan mikroskobik incelemelerde buralardaki sempatik liflerin ve duysal  sinir liflerin çok yoğun olduğu görülmektedir. N. trigeminus (dişlerin sinirsel inervasyonunu sağlayan ana sinir) kritik pozisyonu ve bağlantıları dolayısı ile son derece önemli bir konumdadır.

Alt batını inerve eden n. vagusu ve n. phrenicus bağlantısıyla beraber göğüs ve sırt bölgesini inerve eden n. glossopharyngeus, ve yüzü inerve eden n. facialis sinirlerinin bütün ağrı dokunma ve ısı duyuları beyinde dişleri inerve eden n. trigeminusun sensoryal çekirdeğine gelir ve bilgiler kortekse buradan gelir. Korteksin cevabı ise gene aynı çekirdek aracılığı ile gerekli organlara gider. Bu nedenle neredeyse bedende olan her olaydan n. trigeminusun yani çiğneme sisteminin, dişlerde olan her olaydan da bütün bedenin haberi olur ve yansımaları karşılıklı olarak görülür. Bütünsel Diş hekimliği ve Tıp tedavilerini yaparken modern dişhekimliği ve tıp yöntemlerinin yanı sıra vücudun kendini iyileştirme kapasitesini arttıran farklı teknikler de kullanır.

Dişhekimi olarak bizlerin amacı sadece lokal tedaviler yapmak değil, tüm organizmanın kendi gücü ile kendini tedavi etmesini sağlamaktır. 2015 yılında bu bakış açısıyla çalışan ve çalışmak isteyen dişhekimlerine ulaşmak ve eğitimler vermek amacıyla Bütünsel Diş hekimliği Derneği kurulmuştur. 2016 yılında kurulan Asya -Avrupa Tamamlayıcı Tıp ve Regülasyon Federasyonunun kurucu üyelerinden olan Bütünsel Diş hekimliği Derneği hem kendi bünyesinde hem de diğer tamamlayıcı tıp teknikleri uygulayan kardeş derneklerle işbirliği yaparak dişhekimlerine seminerler vermektedir.
NÖRALTERAPI Nöralterapi  vücudun kendi nörovegetatif (otonom) sinir sistemini kullanarak işlev gören, lokal anestezikler kullanılarak yapılan, organizmanın regülasyonunun (iç dengesini)   sağlanması ve beden fonksiyonlarının yeniden normale döndürülmesi esasına dayanan bir tedavi yöntemidir. Vücut üzerindeki belli noktalara ve alanlara lokal anestetiklerle bir uyarı gönderilir ve bu uyarıya vücut tarafından bir yanıt verilir.

Bu yanıt bize hem teşhis, hem de tedavi etme konusunda yön verir. Nöralterapi Avrupa’da yaygın bir şekilde hekim ve dişhekimi uygulamasında olan kalıcı bir tedavi yöntemi olmakla kalmaz aynı zamanda bir koruyucu hekimlik yöntemidir.

Çünkü kanserden basit bir ağrıya, grip gibi viral bir hastalıktan allerjiye kadar tüm hastalıkların temel patolojisi aynıdır. Hasta olan tüm doku ya da bedenlerde perfüzyon, lenfatik drenaj ve innervasyon bozuktur. Ve Nöralterapi bu sistemlerin regülasyonu ile hem hastalıklarla mücadelede hem de sağlıklı halin korunmasında (koruyucu hekimlikte) çok etkin kullanılan bir yöntemdir.
BAĞIRSAK FLORASI DÜZENLENMESI VE ŞELASYON Bütün mukozalarda bulunan doğal olarak genel ismiyle bağırsak florası veya mikrobiata adı verilen bir flora bulunur.

Bağırsak florasının metabolik, tropik ve koruyucu fonksiyonları vardır. Bu flora çeşitli nedenlerle bozulabilir. Flora bozukluğunun ağızda pek çok belirtisi vardır. Diş çürükleri, dişeti hastalıkları, dilde değişiklikler, kaslarda yorgunluk, kullanılan restoratif malzemelere hassasiyet gibi dişhekimliğini ilgilendiren pek çok semptomun altında bağırsak florasının bozukluğu görülür. Dişeti hastalıklarında üreyen patojen bakteriler de bütün floranın bozulmasında önemli bir yer tutar. Bu nedenle bütün floranın düzeltilmesi dişhekimliğinde yapılan tedavilerin kalıcılığı açısından önemlidir.

Dişhekimi olarak bizlerin amacı sadece lokal tedaviler yapmak değil, tüm organizmanın kendi gücü ile kendini tedavi etmesini sağlamaktır.

Dişlerdeki pek çok problem bozucu alan oluşturabilir. • Ölü dişler • Gömük dişler • Kronik enfeksiyon kaynağı oluşturan, iyi yapılmamış implantlar • Dişeti hastalıkları • Kistler, granülomlar • Bedenle uyumlu olmayan metaller • Bedenle uyumlu olmayan bütün diş malzemeleri • Çene eklemi hastalıkları bunların arasında sayılabilirler.

AKUPUNKTUR Akupunktur, Uzak Doğu Tao felsefesini esas alarak ortaya çıkan bir tedavi yöntemidir. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) 1979da akupunktur tedavisini bilimsel bir yöntem olarak kabul etmiştir. Bu felsefeye göre,  canlı ve cansız her maddede ve her şeyde bir enerji vardır, Yin ve Yang arasındaki etkileşim bu enerjiyi (Qi’yi) üretir.

Canlı ve cansız her şey atomlardan oluşur ve atomların nötronları protonların etrafında bu enerji sayesinde döner. Bu enerji bir denge ve uyum sağlar. Bu enerjideki akım blokajları, dengenin bozulmasına ve hastalıklara neden olur.  Akupunkturun amacı bu dengenin korunmasıdır. Evrendeki her şey (Mikrosistem) daha büyük bir parçanın (makrosistemin) aynısıdır. Eğrelti otunu incelersek bunu çok daha kolay anlayabiliriz. Eğrelti otunun her küçük bir parçası bir büyük parçanın aynısıdır.

Bu durumu vücutta da görürüz.  Her bir küçük alan büyük alanın yansımasına sahiptir. Yani bir organda bir ağrı ya da hassasiyet varsa ağız akupunktur noktalarında ilişkili nokta hassas bulunur. Bu ağız akupunkturu noktasına akupunktur uyarısı verilirse ilişkide olduğu organın hassasiyeti ortadan kalkar. Dilde bir mikrosistemdir genel sağlığın bir ifadesidir. Dile bakılarak vücut enerji düzeyleri, asit-alkali derecesi, hidrasyon durumu anlaşılabilir.
HIPNOZ Bir kişinin telkinler veya suni hareketler aracılığı ile trans haline sokulması hipnozdur. Hipnoz ve hipnotizma kelimesini hemen herkes duymuştur. Ancak onun ne olduğu hakkında tatmin edici bir bilgiye sahip olan kişi pek yoktur.

Hipnoz halindeki kişi aslında bir konuya fazla konsantre olmuş kişidir. Heyecanla maç seyreden kişiye seslenildiğinde bunu algılamaması aslında onun bir çeşit trans halinde olduğunu gösterir. Herkes hipnozdan etkilenir, ancak trans derinlikleri farklı olabilir. Ancak: 6-7 yaşından küçük çocuklar, 65-70 yaşından büyük yetişkinler, psikoz hastaları, zihinsel problemleri olanlar, aşırı yoğunlaşma bozukluğu yaşayanlar, sağırlar, hipnoz hakkındaki önyargıları olup aşırı korkanlar hipnoz olamazlar.

 

Diş Hekimliğinde Hipnoz Kullanıldığı Durumlar: Diş hekimi korkusu olanlarda, anestezik madde kullanılamayacağı durumlarda, bulantı, öğürme refleksi dolayısıyla diş tedavisi yapılamayanlarda, diş sıkma, gıcırdatma, parmak emme gibi kötü alışkanlıklar UYGULAMALI KINEZYOLOJI Kinesioloji, “hareket eden kaslardaki enerji akışının kontrolü” demektir.

Fakat yanına uygulamalı kelimesi getirildiğinde yeni bir konsept oluşur ve vücut fonksiyonlarını değerlendirmek için kullanılan kas testleri anlamını alır. Bu yöntemle manuel olarak çeşitli kaslar test edilerek disfonksiyon alanları tespit edilir. Hastalıklar ilk olarak enerji alanlarındaki dengesizlikle başlar. Kinezyoloji bu safhadan başlamak üzere henüz semptomlar görülmeden önce bile sağlık problemlerini teşhis etmek için, kaslardaki zayıflıkların bulunmasıyla kullanılabilen  enerjitik bir fenomendir. Uygulamalı Kinesioloji dünyanın pek çok ülkesinde doktorlar, diş hekimleri, fizyoterapistler, kayropraktikler, masaj terapistleri ve hemşireler kullanmaktadırlar. Son yıllarda kinezyoloji mantığı ile hareket eden patolojik bilgilerin bilgisayar ortamına dijital olarak yüklenildiği cihazlar üretilmiştir.
BIR DIŞ HEKIMI KINEZYOLOJIK TESTLERI NASIL KULLANABILIR?

Ağız içinde kullanılacak malzemenin seçimi önceden yapılabilir. Kullanılacak metallerin, implantların, akrillerin hatta kanal dolgu malzemelerinin bile önceden bedenle uyumlu olup olmadığı test edilerek olası işlem sonrası oluşabilecek problemler önceden ekarte edilebilir. • Teşhis koyamadığınız veya hangi diş olduğunu ayırt edemediğiniz ağrılarda problemin gerçek kaynağını bulabilirsiniz.

Antibiyotik veya ağrı kesici yazılması gereken hastalarda doğru ilacı bulup en az dozajla en
kısa sürede iyileşme sağlayıp yan etkileri en aza indirebilirsiniz.
HOMEOPATI Homeopati Samuel Hahnemann tarafından 1796 yılında ortaya konulmuş bir tamamlayıcı tıp yöntemidir.  Hahnemann hastalıkların  altında miasms olarak adlandırılan fenomenlerin olduğuna  inanıyordu. İlaçlar art arda alkol veya distile su ile seyreltilerek yapılır ve bunlara remedy denir. Remedynin seçiminde hastanın semptomlarının tamamı, kişisel özellikleri, fiziksel ve psikolojik özellikleri önem arz eder. Diş hekimliğinde homeopati nispeten hafif akut durumlar ve kronik durumlarda kullanılır. Homeopati, normal mekanik diş hekimliğinin yerini tutmaz fakat hastanın tedavisinin daha hızlı ve konforlu olmasını sağlar.
FITOTERAPI Fitoterapi bitkilerle tedavi anlamına gelmektedir. Birçok ilacın kaynağı bitkilerdir. Bitkisel ekstreler vücuttaki birçok kimyasal uyarıcı ile etkileşime girmeleri ve farmakodinamik etki göstermeleri dolayısıyla ilaç özelliği taşırlar. Günümüzde fitoterapi Eczacılığın Farmakognozi ana bilim dalınca ele alınır. Diş hekimliğinde de kullanılan bazı bitkiler ve fitoterapik ilaçlar bulunmaktadır.
OSTEOPATI Osteopati hastalıklarda kasiskelet sisteminin etkinliği üzerinde duran sadece ellerle uygulanan bir tamamlayıcı tıp metodur. Osteopati WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından bir teşhis ve tedavi yöntemi olarak kabul görmüştür. Osteopati, anatomi ve fizyoloji esasına dayanır. Vücutta her sistemin birbiriyle uyumlu çalışması gerekir. Bu sistemlerden birindeki aksaklık vücudun genel işleyişini aksatır. Bu da vücutta fonksiyon bozukluklarına neden olur. Bu fonksiyon bozuklukları sonucu ağrı ortaya çıkar. Bu fonksiyon bozukluları tespit edilerek tedavi edilmeye çalışılır. Dişhekimleri osteopatiyi çene eklemi hastalıklarının tedavisinde kullanırlar.

 

Hangi gıdalar AKCİĞER KANSERİNDEN KORUR?

Hangi gıdalar AKCİĞER KANSERİNDEN KORUR?

 

Yağ tüketiminin azaltılması, kırmızı et yerine balık tercih edilmesi akciğer kanserini uzak tutar.

Akciğer kanseri dünyada en sık görülen kanser tipi olup küçük hücreli ve küçük hücreli dışı olmak üzere başlıca iki tipi bulunmaktadır. Her ikisi de saldırgan ve tehlikeli olup yeni tanı konan akciğer kanseri hastalarının sadece %15’i gibi az bir kısmı 5 yıldan daha fazla yaşam süresine sahip olmaktadır. Akciğer kanserinin bulgularına ve erken tanı programlarına dikkat edilerek kanserin daha erken tanınarak başarılı tedavisi mümkün olabilir.
Akciğer kanseri riskini artıran faktörler: En önemli risk faktörü sigara veya tütün tüketilmesidir. Günde bir paket sigarayı 30 yıl boyunca içen bir kişinin 30 paket yılı sigara kullanımı olup, hiç sigara içmeyen bir kişi ile
karşılaştırıldığında akciğer kanseri gelişme riski 45 kat daha fazladır. Radyasyona maruz kalmak, yaşanılan ortamda radon gazı, asbest, silika, dizel motor egzozu, boya, dioksin, arsenik, kaynakçılık, hava kirliliği, ailede akciğer kanseri olması, daha önceden kanser tedavisi geçirilmesi, daha önceden verem veya zatürree geçirilmesi, silikozis, KOAH, AIDS, organ nakli, romatizmal hastalıklar, şeker hastalığı, şişmanlık, aşırı kırmızı et tüketimi, sigara içenlerde A vitamini/beta karoten desteği alınması, yaş ve tereyağının aşırı tüketilmesi gibi faktörler akciğer kanseri riskini artırır. Birden fazla risk faktörüne sahip olunması kanser riskinin katlanarak artmasına neden olur.

 

HANGİ GIDALAR KORUYUCUDUR?

Beslenmede ve yaşam tarzında yapılacak iyi bir planlama ile akciğer kanseri riski belirgin bir şekilde azaltılabilir. Akciğer kanseri risk faktörlerinden herhangi birisine sahip kişilerin bu konuda bir uzman yardımı almaları gelecekteki sağlıklarını korumada faydalı olabilir.

• Kriptoksantin karotenoidini bol içeren portakal, şeftali, tatlı kırmızıbiber ve havuç özellikle sigara içenlerde akciğer kanseri riskini azaltmada yardımcıdır. Yemeklere tatlı kırmızıbiber ve havuç katılarak pişmiş olarak tüketilmeli, salatalara da diğer sebzeler yanında kırmızıbiber doğranmalıdır.

• Yağ tüketiminin artması birçok araştırmada akciğer kanseri riskinde artışa neden olmaktadır. Kırmızı et ve süt ürünlerinde bulunan doymuş yağların tüketiminin sıklıkla akciğer kanseri riskini artırdığı yönünde araştırmalar vardır. Tam yağlı süt ürünlerini tüketenlere göre, yağsız süt ürünü tüketenlerde akciğer kanseri riski yarı yarıya azalmaktadır.

• Nişasta içermeyen sebzeler akciğer kanserinden koruyucudur. Günde 2-3 porsiyondan az meyve tüketenlerde akciğer kanseri riski artmaktadır. Kırmızı soğan, kapari, elma, portakal, yeşillik, ıspanak, brokoli ve domates başta olmak üzere bol meyve ve sebze tüketilmelidir

• Bazı araştırmalar, kolesterolden zengin beslenenlerde akciğer kanseri riskinde artış olduğunu göstermektedir. Günde bir yumurta kolesterol ihtiyacının tamamını veya daha fazlasını karşılamaktadır. Özellikle sigara içenlerde kırmızı et, hayvansal yağlar veya kolesterolün yüksek miktarda tüketimi akciğer kanseri riskini belirgin olarak artırmaktadır.

• Likopen seviyesi yüksek olan insanlarda akciğer kanseri riski düşüktür. Domateste bol bulunan likopenin daha fazla emilmesi için pişmiş domates, salça gibi gıdaların az miktar zeytinyağı ile tüketilmesi yararlıdır.

• Ayda en az 5 porsiyon brokoli, haftada 2-3 porsiyon pişmiş kabak, haftada 2-3 adet papaya tüketilmelidir. Haftada 2-3 gün ikişer adet kereviz sapının tüketilmesi de riski belirgin azaltır.
• Ton balığı, pisi balığı, karides, dana karaciğeri, somon, ceviz, ay çekirdeği, hindi ve yağsız dana eti ile tam tahıllar gibi kanserden koruyucu selenyumdan zengin gıdalar düzenli tüketilmelidir.
• Balık tüketilmesi, başta akciğer kanseri olmak üzere çeşitli kanserlerin görülme riskini azaltır. Somon, ton, uskumru, ringa, sardalye ve hamsi balığı gibi omega3’ten zengin balıklar tercih edilmelidir.

• Basit şekerli gıdaların düzenli olarak tüketilmesi, başta akciğer kanseri olmak üzere çeşitli kanserlerin riskini artırmaktadır. Tam nedeni bilinmemekle birlikte bağışıklık sisteminde zayıflamanın neden olabileceği ileri sürülmektedir. Çalışmalarda 150 gram şeker alınmasının vücudun savunma sistemi hücrelerini kör ettiği gösterilmiştir.

• Çilek, yabanmersini ve ahududu gibi meyveler C vitamininden zengin olup küçük hücreli dışı akciğer kanseri, mesane, deri ve meme kanseri riskini azaltır. Mevsiminde günde 100 gram tüketilmelidir. Dondurulmuş gıda olarak da mevsimi haricinde alınabilirler.

B vitamini folat, hücrelerin sağlıklı çoğalması ve DNA’ nın hasar görmemesi için gereklidir. Alkol ve sigara tüketimi kanserden koruyucu B vitamini folatı azaltır. Sigara içenlerde veya yeni sigarayı bırakmış olanlarda folatın gıdalarla yeterince alınması kanser riskini azaltır. Folat; fındık, fıstık, portakal suyu, ıspanak, lahana ve fasulyede bol bulunur. Sigara içenlerin dostu gıdalardır. Folat takviyeli kahvaltılık tam tahıl da portakal suyu eşliğinde yardım sağlar.

Zerdeçal gibi baharatlar da şifalı bitki olarak tüketilmelidir.

• Günde 4 fincan yeşil çay tüketimi akciğer, kalınbağırsak ve pankreas kanseri riskini azaltmaktadır. Siyah çay da tercih edilebilir.
• Yağ tüketiminin azaltılması, kırmızı et yerine balık tercih edilmesi akciğer kanserini uzak tutar.
• Kırmızı et ve özellikle kızartılmış kırmızı et tüketiminin artması akciğer kanseri riskini artırır. Salam, sosis ve sucuk gibi işlenmiş et ürünlerinin düzenli tüketilmesi, riski belirgin olarak artırmaktadır.

 

Prof.  Dr.  Canfeza Sezgin İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

California Cevizi

Cevizin; badem, fındık, fıstık gibi diğer yemişlerden farkı yüksek miktarda omega-3 yağ asidi içermesidir. Ayrıca diğer yemişlerden 5 kat daha fazla alfa linolenik asit içerir. Ayrıca iyi bir posa ve bitkisel protein kaynağıdır. Pek çok hastalığa karşı koruyucu olması da bu özelliklerinden kaynaklanır.

Ekim ayının ilk haftasında, California’nın başkenti Sacramento’da müthiş yeşillikteki ceviz ağaçlarının arasındayım. Ağaçların arasından süzülen ışık hüzmeleri ve uçsuz bucaksız uzanan ceviz ağaçları çok etkileyici. California Ceviz Komisyonu ev sahipliğinde, uluslararası ceviz hasadı turu kapsamında buradayız. İspanya, Çin, Hindistan gibi farklı ülkelerden gelen ceviz meraklıları ile california cevizinin tabağımıza gelme sürecine şahit oluyoruz.
Bahçeden tabağa cevizin hikayesi Ceviz, Eylül ve Kasım ayları arasında hasat ediliyor. Ekim ayı California Ceviz ayı olarak ilan edilmiş.

Ceviz hasadının ilk aşaması olan ‘sallama’ modern cihazlar sayesinde yapılıyor. Bu mekanik silkeleyiciler ile cevizlerin ağaçtan yere dökülmesi sağlanıyor. Ardından mekanik hasat makineleriyle zeminden süpürülüyor ve yine başka bir makine ile yerde süpürülmüş cevizler toplanarak dış kabuğundan ayrılması sağlanıyor. Toplanmış olan cevizler ön işleme fabrikasındaki geniş bantlardan geçerken tazikli su ile yıkanıyor ve ardından sıcak hava ile kurutuluyor. Buradaki önemli nokta içerisinde nem kalmadan kurumasının sağlanıyor olması.

Böylece cevizde aflatoksin vb. sağlık için olumsuz maddelerin oluşumu engellenmiş oluyor. Üzerinde büyüklü küçüklü boşlukları olan çarklı bantlar üzerinden devam eden cevizler büyüklüklerine göre ayrılıyor. Ceviz hasat edildikten sonra perakende mağazalara sevk edilmeden önce bu işletme tesislerinde kuru ve soğuk depolarda saklanıyor. Gönderime hazır haldeki kabuklu cevizler paketlenerek cinsi, büyüklüğü not ediliyor ve gidecekleri ülkenin yolunu tutuyor. Fabrikada, cevizin yaşadığı maceraya tanık olurken önümüzde hazırlanan kolinin üzerinde Türkiye yazdığını görmek de tatlı bir tesadüf oldu. Türkiye’de tükettiğimiz cevizin önemli bir kısmı California’dan ithal ediliyor. Ön işleme fabrikasından sonra da kırma tesisini ziyaret ediyoruz. Temizlenmiş olan cevizler çok büyük makinelerin içinde kırılıyor, kabuklarından ayrılıyor ve kabuksuz ceviz olarak hazır hale getirilip paketleniyor.
Ceviz bahçeleri arasında harika bir cevizli öğle yemeği menüsü California ceviz sektöründe 4000’den fazla ceviz yetiştiricisi ve 90 ceviz işleme fabrikası var. Bizim bahçesini ve işleme fabrikasını ziyaret ettiğimiz ceviz yetiştiricileri çok tatlı bir çift. Gezi sonrası bahçelerinde özenle hazırlanmış masalarda cevizden oluşan harika bir menü tadıyoruz. Amerikalılar da en az bizim kadar misafirperverler.
Ceviz üzerine meslektaş sohbeti Ceviz bahçelerinin büyülü ortamında dolaşırken Amerikalı meslektaşım Carol ile ceviz üzerine keyifli bir sohbetimiz oluyor. Kendisi California Ceviz Komisyonu’nun beslenme danışmanı. Dünya’da en fazla ceviz tüketen ülkeyi soruyorum ona. Ceviz tüketiminde birinci sırada yer alan ülke İsrail imiş. Ama biz de ülke olarak İsrail’e yetişmeye başlamışız; oldukça üst sıralardayız. Ülkemizdeki sağlıklı beslenme bilincinin gitgide arttığından, ülkemizde sağlığı korumak ve geliştirmek bilinciyle ceviz tüketen kişilerin ne kadar fazla olduğundan bahsediyorum ona. Türk mutfağında cevizi pek çok farklı yemekte kullanıyor olmamız halk sağlığı açısından da çok önemli.
Sağlığımız için cevizin farkı ve önemi Cevizin; badem, fındık, fıstık gibi diğer yemişlerden farkı yüksek miktarda omega-3 yağ asidi içermesidir. Ayrıca diğer yemişlerden 5 kat daha fazla alfa linolenik asit içerir. Ayrıca iyi bir posa ve bitkisel protein kaynağıdır. Pek çok hastalığa karşı koruyucu olması da bu özelliklerinden kaynaklanır.

Mutlu bir yaşam ve sağlıklı bir kalp için düzenli ceviz tüketilmesi çok önemlidir. Yapılan çalışmalarda günde ortalama 50 gram ceviz tüketmenin damar tıkanıklığına engel olabileceği görülmüştür. Ceviz, içerdiği E vitamini sayesinde yüksek antioksidan kaynağıdır. Başta prostat kanseri olmak üzere pek çok kanser türüne karşı koruyucu etki gösterir. Ceviz aynı zamanda manganez ve bakır gibi önemli mineralleri de bünyesinde içerir. Yapılan bir araştırma, ceviz yönünden zengin diyetin fazla kilolu ve obez kadınlarda kilo kaybını sağladığını ve kolesterol düzeylerini iyileştirdiğini göstermiştir.
Kabuklu ceviz mi kabuksuz ceviz mi? Tüketim şekline göre iki türlü ceviz de tercih edilebilir ama ben sıklıkla kabuklu ceviz tercih ediyorum. Saklaması da tüketmesi de daha hijyenik ve sağlıklı. Kabuklu cevizi kullanacağımız zaman kırarak tükettiğimizde daha taze bir lezzet alınıyor ve tabii besin değeri kayıpları söz konusu olmuyor.
Cevizi saklama yöntemleri Kabuklu ceviz, iyi kapanan bir kap içerisinde serin, düşük nemli ve güneş ışığına maruz kalmayan bir yerde saklanmalıdır. Fazla miktarda ceviziniz varsa dondurucuda saklama yöntemini de kullanabilirsiniz. Ambalajı açılan cevizleri, ağzı kapalı kaplarda ve buzdolabında 6 aya kadar saklayabilirsiniz. Dondurucuda saklanan cevizleri ise 1 yıla kadar tüketebilirsiniz. Özetle; cevizi hemen tüketecekseniz buzdolabında veya kuru bir kilerde saklayabilirsiniz. Cevizi bir ay ya da daha uzun süreyle saklayacaksanız dondurucuyu tercih edebilirsiniz.
Cevizi tüketme yöntemleri Herhangi bir pişirme, hazırlama, baharatlama vb. yöntem uygulanmadan yenebilen nadir yiyeceklerden. Çorba, erişte, ana yemekler, mezeler, salatalar, tatlılar, kekler, börekler, vb. daha pek çok yiyecekte rahatlıkla kullanılır ve her türlü lezzete çok yakışır. Ceviz, ara öğünlerimizin de baş tacı. İster sade tüketin, ister mikrodalgada veya fırında kavurarak. Haşlayarak tüketme yöntemini de kullanabilirsiniz. Kabuğu çıkartılmış cevizleri kaynar su içerisine atın ve 2 dakika beklettikten sonra suyunu süzerek afiyetle tüketin. Basit ve lezzetli tarifler için www.californiawalnut.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Ceviz tüketim miktarı önerisi İdeal kilosunda olan kişilerin günde 1 avuç dolusu; fazla kilosu olanların ise araöğünlerinde 2 adet ceviz tüketmesini tavsiye ediyorum. 2 tam ceviz 1 tatlı kaşığı yağ yerine geçmektedir; ortalama 100 kkal. enerji verir.

Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger

 

Ateş Nedir?

Ateş nedir?  Derin dokuların ısısıdır. Prof. Dr. Ateş Kara ve Prof. Dr. Hasan Tezel’in sunumundan Ecz. Asuman Çakıroğlu tarafından derlenmiştir.

Nasıl ölçülür?   Alından, kulaktan, koltuk altından ve ağızdan, ancak koltuk altı terli ise yanlış sonuç alınır. Bebek (çocuk) ağzı açık uyuyorsa veya soğuk bir şey yemişse farklı sonuç alınır.

Psikolojik nedenlerle ve travmatik nedenlerle makattan ölçüm önerilmiyor.

Vücut sıcaklığı kaç dereceye kadar normaldir?  Genelde 38 santigrad derecenin üstü ATEŞ olarak kabul edilir.

Ölçümler ölçülen yere göre değişir mi?  Koltuk altı; 37,3 veya kulaktan 38, ağız 37,5 ve rektal 38 derece ve üstü ateş sayılır.

Ateş alından İnfrared teknolojisi ile hazırlanan ateş ölçerler ile ölçülür. Alından ölçümde ortam ısısı 25 santigrad derecenin altında olmalıdır.

Elektronik termometreler ne kadar süre kullanılır? İki yıldan daha uzun süre kullanılırsa yanlış ölçüm alınabilir. Eğer hastanın ateşi sık yükseliyorsa ve böylece sık sık kullanılıyorsa 6 ayda bir değiştirilmesi gerekebilir. Çünkü yanlış sonuç alabiliriz.

Kimlerde ateşi hemen düşürmeliyiz?   Kronik hastalığı olan çocuğun ateşini  hemen düşürmeliyiz.

Ateş vücudun savunması için bir fayda sağlar mı?  Yükselen ateş vücutta hastalık yapan mikroorganizmaların çoğalmasını engellediği için ve savunma mekanizmasının çalıştığını görmek ve takip için bize önemli bilgi verir. Bu nedenle hemen düşürmek doğru değil. 38,6 veya 38,8’e kadar takip ederek bekleyebiliriz.

Ateş düşürücünün özellikleri ne olmalı?   Öncelikle yan etkisi olmamalı, hızlı etkili olmalı, vakaya göre değerlendirilmeli,  doz kiloya göre ayarlanmalı.

Ateş olunca ilk yapılması gereken şeyler nelerdir? Öncelikle ortam ısısını azaltmak, fazla giydirmemek gerekir, ikinci olarak su verilmeli yani hastanın susuz kalması önlenmeli sonra belki ılık duş (soğuk değil), ele ayak bileklerine ılık pansuman yapılmalı.

 

Bebeğe hangi aydan sonra ateş düşürücü verilebilir? Çok önemli başka bir hastalığı yoksa ilk 6 ayda ateş düşürücü verilmemeli. Bunun yerine ortam ısısını düşürmek, ince şeyler giydirmekle ateşi zaten düşer.

 

Ateşi düşürmezsek havale geçirip beyinde bir hasar oluşur mu? Ateşin fazla yükselmesi (41 santigrad derece) ile beyinde kalıcı hasar olmaz, ancak güneş çarpması ve bazı ilaç kullanma durumlarında böyle bir problem olabilir.

Çocuğun ateşi 39 derece ve üstü ise ne yapalım?  Önce ortam ısısını düşürmeli, giysileri azaltılmalı, su verilmeli, kalori alması sağlanmalı; düşmez ise ılık suyla banyo olabilir. Düşüp tekrar yükseliyorsa ateş düşürücü (parasetamol veya ibuprofen) verilir.

Ateşi neden düşürmek isteriz? Çünkü aileler için korkulu bir durumdur. Eğer çocuk ateş nedeni ile huzursuz ise, uyuyamıyor ise ateş düşürücü verilebilir. Ateşe odaklanmaktansa altında yatan hastalığa odaklanmak daha doğru olur.

Ateş düşürücülerde supposutuar (fitil)ler ne zaman tercih edilmeli?  Sadece kusmanın fazla olduğu durumlarda kullanılabilir, bunun dışında tercih edilmemelidir.

Ateş düşürücülerin (parasetamolün) etkisi ne zaman başlar? 45/60 dakika arası başlar 3/6 saat süre ile etki devam eder, günde 4 kez kullanılır.  İbupirofenin etkisi 30. dakikada başlar 7/8 saat devam eder, günde 3 kez kullanılır.

Metamizol ve nimesülid kullanımı hangi durumlarda  olur?  Bu ilaçlar yan etkileri nedeni ile kullanılmamalı.

Kaynak: pediatridunyasi web sitesindeki konferanstan derlenmiştir.  – Aralık 2016-Ocak 2017

Kegel Egsersizleri

Başlangıçta pelvis tabanda yorgunluk hissedilebilir. Bu zamanla geçecektir. Unutmayınız ki bu egzersizler etkisini 6 ayda gösterecektir.

İdrar kaçıran kadınların çoğu öksürürken, hapşırırken, gülerken ya da diğer zorlu işleri yaparken idrar kaçırma miktarını azaltmak için pelvik taban egzersizi yaparlar. Bu egzersizlere Kegel egzersizleri adı verilir.

Egzersiz yapmak için çalıştıracağınız kasları bulmak için vajeninizde bir tampon olduğunu hayal edin ve onun düşmesini engellemek için kaslarınızı sıkın.

Kastığınız kaslar egzersiz yaptırmanız gereken kaslardır. Egzersiz yaptıracağınız kaslarınızı bulmanın bir diğer yolu da idrar yaparken idrarınızı durdurmak için yaptığınız hareket pelvis kaslarınızı kasan egzersiz yaptıran harekettir. Bu işlemi yalnız hareketi anlamak için yapınız. Doktorunuz muayene sırasında size egzersizi doğru yapıp yapmadığınızı gösterecektir.

Egzersiz doğru yapılmazsa yarar yerine rahim ve idrar torbasının sarkmasını artırarak zarar verebilir. Pelvik egzersizleri yaparken amaç hafif hareketlerle başlayıp dereceli bir biçimde artırarak etkili harekete ulaşmaktır.

Bu egzersizleri herhangi bir yerde ve zamanda yapabilirsiniz. Telefonda konuşurken, kitap, gazete okurken, bulaşık yıkarken, ütü yaparken v.b.. Önemli olan bu hareketleri yaşamınızın ayrılmaz bir parçası ve alışkanlığı haline getirmektir.

Başlangıç: Günde 3 kez 25 kasma hareketini (toplam 75) yapınız. Her kasmayı 6’ya kadar (6 saniye) sayarak yapınız ve 6’ya kadar sayarak gevşetiniz. 1. hafta: Kasma sayısını 50’ye çıkarınız ve 3 kez aynı şekilde toplam 150 kez yapınız. 2. hafta: Kasma sayısını 75’e çıkarınız, her kastığınızda 6’ya kadar sayınız. 3 kez tekrarlayınız (toplam 225 kez). 3. 4-24 hafta : Pelvik tabanınızı 20 dakika süreyle 100 kez 12 saniyede 6 saniye kasınız. Bunu 3 kez tekrarlayınız (toplam 300 kez) 24 haftadan sonra: Günde 3 kez 10 dakika süreyle dakikada 5 olmak üzere toplam 150 egzersiz yapınız.
Başlangıçta pelvis tabanda yorgunluk hissedilebilir. Bu zamanla geçecektir. Unutmayınız ki bu egzersizler etkisini 6 ayda gösterecektir.

 

Doç. Dr. Tevfik Yoldemir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

 

KAYNAK: ETKİN SAĞLIK  – Aralık 2016-Ocak 2017

Eczacınız diyor ki…

Ecz. Merve Karaçay

Yeni yıla girerken hepimiz yeni başlangıçlar, yeni kararlar arifesinde oluruz. Kendimize iyi bakmamız da bu kararlardan biri olmalı. Ruh ve vücut sağlığımız iyi olmalı ki özel hayatımızda, iş hayatımızda mutlu ve başarılı olabilelim. Mahatma Gandhi’den “Düşüncelerine dikkat et; sözlere dönüşüyorlar, sözlerine dikkat et; eyleme dönüşüyorlar, eylemlerine dikkat et; alışkanlıklarına dönüşüyorlar, alışkanlıklarına dikkat et; kişiliğine dönüşüyorlar, kişiliğine dikkat et; kişiliğin kaderin oluyor..!” Bu yeni yılda gelin en baştan başlayalım. Sağlıkla ilgili doğru bildiğimiz yanlış şeylere son verelim. Sporu ve sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirelim. İleri yaşlarımızda hastalıkları kaderimiz olarak görmeyelim. Yeniden başlamak derken sigarayla vedalaşmak mesela. 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü 2017’de sigara içenlerimiz için en önemli gün olsun.

Vücudumuzun hayati organlarından böbreğimizi unutmayalım. Bol su içmeyi ihmal etmeyelim. Özellikle şeker ve tansiyon hastalarının böbrek fonksiyonlarına dikkat etmeleri gerektiğini, tahlillerini ihmal etmemeleri gerektiğini unutmayalım. 10 Mart Dünya Böbrek Günü böbreğimizin hayatımız için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha bize hatırlatsın. Şeker hastalığının zarar verdiği
diğer organlarımızdan gözümüzü de ihmal etmemeliyiz. Görme kaybına yol açan makula dejenerasyonu (sarı nokta) ve glokom (göz tansiyonu) hastalıklarının bilincinde olmalıyız.

12 Mart Dünya Glokom Günü yılda bir kez göz tansiyonumuzu ölçtürmemiz gerektiğini bize hatırlatabilir. Hayatımız akıp giderken kalbimizi dinlemeyi unutmamalıyız. Modern hayatın getirdiği hareketsizlik, yağlı ve şekerli yiyecekler ile beslenme, sigara alışkanlığı, stres gibi faktörler kalbimizi olumsuz yönde etkilemektedir.

Yüksek kolesterol ve şeker, kalp hastalığı riskini artırmaktadır. Nisan ayının ikinci haftası Kalp Sağlığı Haftası olarak anılmaktadır. Kalbimizi ve sevdiğimiz kalpleri korumak en önemli önceliklerimizden olmalıdır. Mayıs ayının ilk Salı günü olan Dünya Astım Günü bize rahat nefes almanın önemini hatırlatabilir. Alerjenlerin, kirli havanın, sigaranın ve tozlu çalışma yerleri gibi çalışma koşullarının nefesimizden çalmaması gerektiğini unutmamalıyız.

Ülkemizde yaygın bir sağlık sorunu olan yüksek tansiyonun (hipertansiyon) kalp ve damar rahatsızlıklarının birinci nedeni olduğunu unutmamalıyız. Tansiyon takibi yapmak, tuz tüketimine dikkat etmek ilk olarak alabileceğimiz önlemler arasındadır. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü yüksek tansiyon ile kalbimizi yormamamız gerektiğini bize hatırlatabilir. D Vitamin değerimizin ne kadar olması gerektiği ve ne sıklıkla hangi
dozda alınmasının gerektiğinin tartışıldığı bu günlerde 20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü, yaş ortalamasının günümüzde giderek artması ile iyice önem kazanmaktadır.

Osteoporoz vücudumuzdaki kemik sertliğinin azalıp daha kırılgan hale gelmesidir. Kalsiyum ve D vitamini takviyeleri veya medikal tedaviler ile bu rahatsızlığın önüne geçilebilmektedir. 14 Kasım Dünya Diyabet Günü, günümüzde giderek artan diyabet riskini hepimize hatırlatan bir gün. Sağlıklı beslenmenin çok önemli bir faktör oynadığı bu hastalıkta kilo kontrolü ve medikal tedaviye uyumun sürekliliği çok önemlidir. Göz, böbrek ve kalp gibi önemli organlarımızın şekerden etkilenmesini istemiyorsak şekerimizi kontrol altında tutmalıyız.

Kasımın son haftası Ağız ve Diş Sağlığı Haftası olması nedeniyle ağız ve diş sağlığımızı uzun yıllar boyunca korumamız hem estetik hem de sağlığımız açısından büyük önem taşımaktadır. Bütün yıl boyu sağlığımı nasıl koruyabilirim, bu konuda kimden yardım alabilirim gibi sorular aklınızda varsa eczacınız size yardımcı olmaktan, sağlığınızda farklılık yaratmaktan mutluluk duyacaktır.

Eczacınıza medikal tedaviniz ile ilgili her soruyu sorabilir, tedaviye ek olarak kullanabileceğiniz bitkisel destekleri, gıda takviyelerini danışabilirsiniz. Yeni yılın sizlere en başta sağlık, mutluluk ve başarı getirmesi dileğiyle..

Doğal Yatak El Yapımı Pamuk & Yün

 

Tamamen doğal ve elde üretilmektedir arzu ederseniz ürününüzü üretim esnasında katmanlar yerleştirildikten sonra dikim işlemine geçilmeden yatağınızda kullanılan malzemeleri fabrikamızda görebilirsiniz. 

yun-pamuk-atyelesi-mini

El yapımı doğal yatak organik kumaş.

Doğal el yapımı organik yatak, tamamen el işçiliği ile üretilen sizin istekleriniz doğrultusunda farklı içeriklerle üretilebilen en doğal yatak.

Yatak İçeriği;

1.000 gr Pamuk

1.000 gr Pamuk

1.000 gr At Yelesi

1.000 gr Pamuk

1.000 gr Yün

18 cm 1000 count Paket Yay

1.000 gr Yün

1.000 gr Pamuk

“Daha yumuşak yatak tercih edenler için Doğal Latex ilave edilebilir. ”

Katmanlar bir araya getirdikten sonra gerdirme usulu ile birleştirilmektedir. Yatak içerisinde isteiğiniz doğrultusunda değişiklikler yapılabilmektedir. Ortalama teslim süresi 20 gün dür.

Online Sipariş: https://www.mobilyayatak.com/yatak/99-dogal-yatak-el-yapimi-yun-pamuk-at-yelesi.html

Telefon: 0216 366 1787

 

 

Doğal Elde Yatak
Doğal Elde Yatak
Pamuk ve yün yatak
Pamuk ve yün yatak
Organik yatak modelleri
Organik yatak modelleri
Organik doğal yatak
Organik doğal yatak
Doğal Yatak Modelleri
Doğal Yatak Modelleri
Doğal Yatak El Yapımı
Doğal Yatak El Yapımı

Lamborghini Daytona Visco Yatak

Lamborghini Daytona Yatak

Arayın doğru yatağı sizinle birlikte belirleyelim.

0216 366 1787 / 0532 722 0305

Tam anatomik ve yarı ortopedik yatak.

Memory foam (VİSCO) özellikli hafızalı yataktır. Uyku esnasında vücudun her noktasını sarar ve bütün vücut kıvrımlarını doldurma özelliği ile rahat ve huzurlu uyku sağlar. Visco içerikli yataktır.

Visco vücudun ağırlığına ve ısısına göre şekil alır.

Kullanılan kumaşlar ve dolgu malzemesi manyetikli engellediğin için anti stres özellikli yataklardır.

Baş ağrısı kemik ağrısı dolaşım problemleri ve ayak şişmeleri olan hastalara önerebiliriz

Yatalak hastalarda uzun süreli yatışlarda kumaş ve dolgu malzemesi özellikleri ile yara yapmama özelliğine sahiptir.

Vücutta basınç alanı oluşturmaz bu sebeple hava da yatıyormuş hissi verir.

Bel ve bacak ağrıları çeken hastalarda tedavi sürecinde bel ve bacak bölgesinde yatağa temas yerinde oluşacak boşluklarını dolduran MEMOSOFT dolgu malzemesi ile bel bacak basen ve kas ağrılarının tedavisi destekler.

Foam özellikli metal veya yaylı dolgu maddesi kullanılmadığı için oda içerisinde elektrikli ve elektronik ürünleri oluşturacağınız manyetik dalgaların strese ve manyetiklenmeye bağlı baş ağrısı, kas ağrısı, uyku düzensizlikleri, yorgun uyku gibi rahatsızlıkları önemli özelliği vardır

3D bant sistemi ile dizayn edilmiş Bialestic kumaş kullanılarak oluşturulmuş yatağımız hava sirkülasyonu yapmasından dolayı nefes alabilme özelliği aşırı sıcaklarda terleme sorunu ortadan kaldıracaktır.

Hava sirkülasyonlu 3d özelliği Bialestic kumaş antibakteriyel kumaş özellikleri ile yatak içerisinde oluşacak MİTE AKAR gibi insan sağlığına zarar veren bakterilerin oluşumunu engeller

Süpersoft kapitone içi dolgu malzemesi ile her daim rahat ve konforlu uyku sağlar.

Doğal malzeme kullanılarak üretilmiş doğaya saygılı çevre dostu yataktır eşlerin yatmış olduğu bölümlere noktasal baskı yaparak uyku esnasında eşlerin birbirini rahatsız etmesi engeller.

İtalya’da 60 yıllık tecrübe ışığında otomasyon sistemi ile el değmeden üretilmekte ve tüketicinin evinde paketleri açılarak doğal hijyen sağlanmaktadır uluslararası sertifikalı ile üretilmiş ürünlerimiz 12 yıl garantilidir yükseklik 24 CM +- 1 cm

Online Sipariş: http://www.mobilyayatak.com/lamvorghini-daytona-yatak

Telefon: 0216 366 1787